çözemiyorum seni, çözül git artık

sanırım farkında olmadığım bir sınav içindeyim.. hayatın türlü tatsızlıklarıyla nasıl başa çıkacağım konusunda sabır testi olmalı bu. bayadır hep aynı kişiyle deniyor beni, hiç değişmeyen bir soru o benim için, ama çözemiyorum da. bunun yanında kişiler ve durumlar değişse de o kişi var hayatımda çözemediğim ama en büyük düğümüm olan..

Themis on Eylül 20th, 2009 | File Under Themis | No Comments -

ada kitap’ın köşesi

bugün büyük gündü benim için.. sonunda 15 gündür koşturduğum evrak toplama işlerim bitti. son olarak avukatların da imzasını alarak taksim-kocamustafapaşa otobusüne bindim yusufpaşa’dan. artık sorun çıkmadan teslim etmek istiyordum o dosyayı. korkuyordum yolda başına bir şey gelirse diye, dosyayı kalbimin üstüne yapıştırarak taşıyordum. trt’nin orada inip başladım yürümeye baroya doğru. aslında o kalabalığı hissettim içimde o anda. ben bir hedefe giderken etrafımda da hedefsiz insan çoktu. ve özlemiştim bu çok çeşnili kalabalığı.. iki kız gördüm, iki tiki de diyebiliriz, biri biraz öne geçip diğerine fotoğraf çekti istiklal’de. poz veren başı hafif öne eğik objektife bakarak poz verdi. çok komik göründüler o an bana, kıkırdadım kendi kendime:) çünkü düşündüm de bu akşam poz verenin facebook’una girsem bu pozu göreceğimi biliyorum.

aşağı doğru yürüdüm ve baronun sokağına girdim. acemilik işte, staj eğitim merkezi’ne girdim ve “staj evraklarımı getirdim ben” dedim. “ilk evrak teslimi mi bunlar” dedi beyefendi, “evet” dedim. “o zaman baroya gidin 212′ye teslim edin” dedi. teşekkür edip çıktık evraklarım ve ben. baro zaten bitişikteki koca bina. baroya girdim, girişte 212 kaçıncı kat diye sordum, “2″ dedi adam. hoop asansör zemindeymiş zaten, bindik heyecanım ve ben asansöre. yukarı çıkarken aynadan otobüste uçuşan saçlarımı dindirmeye çalıştım biraz. kat:2 . indim ve uzuuuuunca bi koridora çıktım. kapılara baka baka 212′yi buldum. önce kayıt lazımmış 202 ve 204′e uğramam gerektiğini söyledi bayan. geri döndüm koridordan 202′ye girdim, “ben stajımı başlatacağım da önce kayıt gerekiyormuş” dedim. “istem kağıdınızı alayım” dedi az öncekinden daha az gülümseyen bir bayan. istem kağıtlarımdan birine bir kaşe bastı, hoop 204′e. 2 kapı yanı zaten. girdim içeri, 6 liracık istediler, buyrun feda olsun liralarım size dedim. faturayı da aldım, hoop tekrar 212′ye. bu kez başka bayan gelmiş ona gittim odada. “hepsini ver evraklarının” dedi. artık ayrılık vakti gelmişti.. özenle, günlerce koşuşturarak topladığım o caanım ikametgah senedine, bir o kadar caaanım geçici diplomama, ve caanım takdim kağıtlarıma ve tüm diğerlerine uzun ve sessiz bir veda ettim.. yalan tabi bunlar:) hemen verdim dosyadaki tüm kağıtları, artık bitsindi bu iş. tatlı güzel genç bayan masa takviminden 15 gün saymaya başladı, bayramdan sonrasını hesaplayarak ekim’in 8′ini buldu takvimden. 15 gün asılacağım baroda ve itirazı olan var mı efendim, şu kız stajyerimiz olacak bakın diyecekler. ben de bilgiç fotomla o yazıyı okuyana gülüyor olacağım kağıdın sağ üst köşesinden. sonra mektubu almaya geleceğim günü söyledi ve küçücük bir kağıdı alıp çıktık odadan hafiflemiş ruhum ve ben.

yürüdüm asansöre doğru ama binmedim. çünkü enerji doldu bir an tüm vücudum, merdivene yöneldim hemen, pıtı pıtı pıtı pıtı indim merdivenden. çıkarken de baronun aylık dergisinden aldım karıştırırım evde diye. ve adımımı attım istiklale.. işte o an!!! hayatımda hiç unutmayacağım anlardan biri oldu. solumdan sağıma bir akış var cadde kalabalık, ada kitap’ta kahve yudumlayıp sohbet eden şık insanlar var. istiklal’e bakıyorum boş boş, adım atamıyorum.. sanki buradan çıkıp şimdi şu işi yapacağım sonra şunu gibi bir planım olmalıydı. ama yoktu. başladım gülümsemeye kendi kendime, sonra kikirdedim, baktım ağzımı toplayamıyorum baya baya gülüyorum sokakta:)) oturdum adanın tam baroya girilen taraftaki köşesine (duvar hatta) çantamdan telimi buldum. güya tele bakıyorum ki ona gülüyorum sansın gören:)))) ama içimden birine zıplayarak sarılmak ve “allllaaaaaaahhhıımm bitti bu da, verdim işteee” diyesim var.. biraz güldükten sonra topladım kendimi ve sağa döndüm tünele doğru yürümeye başladım.. ya ada’dan yada yanındaki bir müzik marketten yabancı ve hayat dolu bir şarkı duydum. sabah dinleyip de güne güzel başlatacak türden bir şarkıydı. adımlarım tam şarkının ritminde gitmeye başladı ve sanki o an arkamdan kamera uzaklaşacak, gittikçe uzaklaşarak istiklal’i gösterecek tepeden bakışla ve müziğin sesi artacak, “the end” yazacak ekrana.. hangi filmin karesindeyim ben dedim bir an. çünkü yabancı ve mutlu sonla biten bir filmin son karesi gibiydim. işte bak kız acı çekti ama hedefine ulaştı, laaalalalalalaaa.. süper bir andı bu işte..! uzaklaştıkça ses azaldı ve tekrar istiklal’de olduğumu farkettim.

tam tünelin girişindeki dergici amcadan bir güncel hukuk aldım. adam o kadar sevimli ki sanki beni çok iyi tanıyan bir aile dostu gibi gülümsedi bana. acaba çok mu mutluyum da bu adama da yansıttım yoksa bu amca hep böyle sıcak mı diye düşündüm. verdim bir kaç liracığımı amcaya ve bindim tünele. sonra paşa paşa eve geldim işte ve paylaşamadığım, içimde kaldığı için bu mutluluk yazmak istedim. kim okur bu yazdıklarımı benden başka bilmiyorum ama ben sadece paylaşmak istediğim anlardan olduğu için yazmak istedim. ve kapanış cümlesi: şu an çok mutluyum.. :))         (the end)

Themis on Eylül 16th, 2009 | File Under Themis | 4 Comments -

ağlamak meselesi

burcum balık olduğu için mi bu kadar duygusalım yoksa ben duygusal olduğum için mi burcum balık?
bazen düğümler oluyor boğazımda kimseye diyemediğim, desem de çare bulamayacakları, bu yüzden anlatmaya değer bulmadığım.. bu düğümler gitmiyor kolay kolay gırtlaktan, suyla yutulup inemiyor mideye bir çırpıda.. boğuyor adamı konuşurken, düşünürken. her an hissediyorsun o düğümü boğazında ve düğümü çözememenin verdiği sıkıntıyı.. sonra bir dış etki, belki biri, belki bir şey dürtüyor seni ve düğüm çözülüyor birden. birden başlıyorsun sanki ferahlamaya.. ama sessizce olmuyor bu çözülüş, gözyaşı indiriyor yanaklara.. eğer yalnızsan yanaklardan süzülen yaşlarını kendin siliyorsun, eğer seni dürten biriyse onun avuçlarına iniyor pırlantaların.. ağlamak bir erdemdir bence.. kabullenmek çaresizliğini ve hüznünü yansıtmayı göze almak.. ağlamak yalnızca sulugözlü olmak değildir, dert dolu olup sıkıntılarla boğuştuğunun da göstergesidir ve tüm bunlarla kendi kendine uğraşamadığının.. ağlamak sadece burun çekerek olmaz, hüngür hüngür de,  böğürerek de ağlanır.. kimsenin bilmediği yada bilmemezlikten geldiği durumlarda sessizce ağlarım ben.. çünkü yapabileceğim tek terapi budur o anda. yenilerim belki zihnimi ağlayarak yada unuturum beni ağlatanları.. evet çok ağlarım ben. ama mutluluktan olmazlar genelde. bazen de dişlerimi sıkarak, yorganı ısırarak ağlarım ağlatana kendimi anlatamadığım ve anlatamayacağım için.. tüm bunlardan sonra sevmediğim bir arkadaşım gelir oturur tepeme: baş ağrısı.. kafamdakileri unutmam için gelir sanki, yalnız onunla meşgul olmaya başlarım artık. ya uyurum kalkıp gitsin diye yada bir parol 1 buçuk saat sonra kovar onu.. kurur yaşlar da yanaklarımda ve artık dönme zamanıdır normal hayatıma..
Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
farkına bile varmadan?
Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
ayıpsız,
aşikare,
yağmur misali?
Neylersin alışkanlık
için kan ağlarken yüzün güler
dikilitaş gibi dinelirsin yine.
Yavrum, erişmek ne müşkülmüş meğer,
anneler gibi ağlamanın yiğitliğine?
(1947)
Themis on Eylül 12th, 2009 | File Under Themis | 1 Comment -

yeniden mutluluk

anneme kavuştuuuum.. bu kavuşma çok uzun süreli değil tabi, yarına kadar:( ama artık aynı şehirdeyiz ya bu da mutluluk verici.. annemi, evde varlığını hissetmeyi, ona sarılmayı, ağlayınca gözyaşlarımı silecek şevkatli bir elin yanımda olmasını, o güzel yemeklerini çok özlemişim.. hatta şu an iftarı zor bekliyorum.. artık bir aksilik olmazsa evimdeyim. bakımsızlıktan iflas eden vücudumu biraz toplamaya çalıştım. önce yüz yıkama jeli, tonik, nemlendirici temizliğini yaptım yüzüme. sonra kaş, tırnak derken şu an gerçekten mutluyum.. evde sessizlik olduğu için, annem bir seslenme kadar uzağımda olduğu için, odamda olduğum için ve artık özüme döndüğüm için.. insanın özü tam olarak neresi bilmiyorum ama benim özüme dönmüş halim; sessiz odamda kendi başıma olmak.. işte böyleee.. şu an annem çiçekleriyle uğraşmakta, ben de yanına gidip onun bu mutlu halini izleyeceğim.. laf aramızda annem çiçeklerini çocuk gibi nazlar.. onlara birer ad verir: küçük çiçek açanları nida kuş bu, diye sever, biraz daha büyükleri göstererek bana bu da sensin minik kuşum, der.. annem bitirmeden çiçek sevmeyi yetişeyim ona..

Themis on Eylül 11th, 2009 | File Under Themis | No Comments -

işte geldim burdayım

uzuuuuun bir aradan sonra tekrar yazmak gerçekten mutluluk verici. insan yazdıkça içi daha rahat oluyormuş, daha çabuk çare buluyormuş derdine.. yaz tatilinde trabzon’a gittik ailecek ve istanbul’a döndüğümüzden beri de gündüzüm ve hatta çoğu akşamım da bir tanecik yeğenime ait oldu. bebek bakımı konusunda gerçekten ustalaştım. asla yakındığımı sanmayın, o çok masum bir varlık. her ne kadar bizim kız hareketli olsa da sonuçta küçücük bir çocuk o.  yemeğinden banyosuna, bezinden oyun saatine kadar herşeyini becerebiliyorum, deneyimliyim artık;) o nedenle ne internet ne gezme hiç biri olmadan geçirdim günlerimi, sadece nidoş.. bu arada yenilikler var hayatımda hemen anlatayım. ingilizce kursuna başladım kpds sınavı için. yüksek lisans başvurularında gerekiyor çünkü iyi bir dil notu. belgelerimi toplamam bitti sayılır yani avukatlık stajımı başlatacağım ekim gibi. mezun olmanın verdiği hiç bir hafiflik yok bunu belirteyim aksine hayatın yükünü almış oldum sırtıma. “ne yapacağım şimdi ben?” sorusu her gün beynimde fink atmakta. sıkıntılar sıkıntılar sıkıntılar.. yanımdaki sayılı dertortaklarım sayesinde biraz daha umutluyum şu günlerden. ramazanın etkisi fena oldu, kilo veririm derken sabitledim resmen kilomu. gece yemek kötü yaa.. bu gece annem geliyor trabzon’dan. artık gündüzüm de gecem de benim olacak. nida da anneme emanet. eğer sel ve yağmur işi durursa evime gideceğim ve artık eskisi gibi yaşamaya başlayacağım. (şu an abla ve abisinde yaşayan biriyim. biraz göçebe hayatı.) kafam elbette biraz daha net hayattaki planlarım açısından. ama bu demek değil ki her şey yolunda. yola sokmaya çalışıyorum düşüncelerimi. umarım bir sonraki yazıma evimde keyif yaparken başlarım.. yağmur başladı yine şakır şakır.. açık ve şekersiz bir çay içmenin tam zamanı..

Themis on Eylül 5th, 2009 | File Under Themis | No Comments -

çılgın bediş

szsbpklrrokfsiz de çılgın bediş zamanlarının çocuğu musunuz? çılgın bediş’in sarı pırasa saçlarına siz de inanmaz mıydınız? ben bediş’in ne ses tonunu ne de hareketlerini sevmezdim. abartılı gelirdi ve sanki hep bağırarak konuşur gibiydi. zeynep vardı orda bi tane uzun boylu güzel bir kızdı ve asiydi beylere karşı. banu’ya ve salaklıklarına siz de mi katlanamazdınız? oktay’ın ölünüp bitilen yakışıklılığı aslında sizi de etkilemiyor muydu? bir de hiç anlam veremediğim  bediş’in adıydı. bediş ne yaa? neyin kısaltması neyin lakabı.. yoksa direkt bediş mi adı, orayı da hiç çözemedim bilen aydınlatsın beni yahu.. ama bediş’in sevilme nedeni de yonca evcimik ve onun danslı-hareketli gençlik parçalarıydı. ordaki hareketliliğiyle şimdiki yonca hanım arasında bence pek fark yok. bu sohbet 90′ların çocuğu olmaya gider böyle çok uzatmayayım ben. demek isteğim o ki siz de mükü’nün çapkınlığına özenip zeynep gibi erkekleri sallamayıp bediş gibi sırılsıklam aşık olmak istiyor muydunuz? ben çocuktum o zaman ama istiyordum:)

34fq2

Themis on Temmuz 1st, 2009 | File Under Themis | 1 Comment -

SABIR

mezuniyet töreni, marmara mülakat, hocaları bulma, ing kursu, üds, kpds, okullara başvuru tarihleri, bitmemiş finaller, beklenen bütler, gelecek misafirler, misafir olunacak zamanlar, planlar planlar planlar.. sanırım uzun zaman daha “OHH BE bitirdim okulu” diyemeyeceğim.. okula girmenin tek yolu öss ama çıkmak için tek bir yol yokmuş. mezuniyet kepimle cübbemi aldım dün okuldan. tören 11 temmuzda. iyi de kepi atarken ” işte bitti okul yehuuu” diye atamayacağım ki ben.. çünkü 13′ünde mirastan büt.üm olacak galiba.. nasıl güzel bir düzen değil mi? kep atsan da hala mezun değilsin.. kafam allak bullak, her şeyi aynı anda düşünmek zorundayım..  iyi de ben birazcık avare kalmak istiyoruuummm.. boş kalıp bilgisayda oyun oynamak, film izlemek, kitap okumak.. nasıl özledim bunları yaa..

bitmeyecek galiba işler, düşünmekle de çözülmüyor.. en iyisi sigortaya çalışmaya devam.. akit öncesi ihbar görevi kara ve deniz sigortalarında farklıdır. kara sigortaları bakımından  TTK 1290 nispi emredicidir. ve bu madde culpa in contrahendo’nun bir görünüş biçimidir.. mırmırmırmır……….

Themis on Haziran 30th, 2009 | File Under Themis | No Comments -

themis kimdir

öncelikle genel açıklama mahiyetinde vikipedi’den bir alıntı yapayım:

320px-0029man-themisThemis, Yunan mitolojisinde Uranüs ve Gaia’nın kızı olan adalet ve düzen tanrıçasıdır. İlahi adaletin tecessümüdür. Babaları Zeus olan, Horae ve Moirae’nin annesidir.
Kendisi öfkeli veya cezalandırıcı değildir. Ona yeteri kadar saygı gösterilmediğinde veya adaletsizlik yapıldığında, o sessiz kalır ve onun yerine Nemesis gerekli karşılığı, cezayı verir. Themis, aynı zamanda kâhindir, kehânet gücü vardır, kehânet yeri olan Delphi tapınağını o inşa etmiştir.
İlk dönemlerde tam zıddı olduğu Eris ile beraber ve benzer resmedilmiştir. Son dönemlerde ve daha sonraki çağlarda ise gözleri bağlı elinde bir terazi ile resmedilmiştir. Roma mitolojisindeki Iustitia (ilahi adaletin tecessümü) Themis’in roma mitolojisindeki karşılığıdır denilebilir.
Themis, doğada, mevsimlerin, yılların ve sanatların düzenini sağlayan bir Tanrıça üçlüsüyle canlı varlıklar arasında yaşamla ölüm dengesini kuran bir Tanrıça, bir Tanrısal varlıktır. Themis, yasadır, kuraldır. Ama gelip geçici bir yasa değil, Tanrılar dünyasında da insanlar dünyasında da değişmez evrensel ve ölümsüz doğa yasasıdır. Tanrısal yasadır, onun karşıtı insansal yasa ise Nomos Nemesis tir. Themis, Olympos’ta yaşar, Tanrıların toplantılarına başkanlık eder, Olympos’taki düzeni o korur, Homeros’u da tanır, bilir onu, Hera ile Zeus’la konuştuğunu gösterir İlyada’da, ama çok söz edilmez Themis ten, efsanesi, öyküsü yoktur, Her yerde her zaman vardır. Ürettiği, tanrısal varlıklarla sürdürür etkisini, bu varlıklarlarda Tanrılardan daha güçlü oldukları için ehramın tepesinde oturur gibidir Themis. Adı da koymak, yerleştirmek, oturtmak anlamına gelen bir kökten türemiştir .
Kısaca belirtmek gerekirse; “Kılıç” adeletin verdiği cezaların caydırıcılığını ve gücünü, “Terazi” adaleti ve bunun dengeli bir şekilde dağıtılmasını simgeler. “Kadın” ve “Bakire” olması bağımsızlığı ifade eder. Ayrıca kadının gözü bağlıdır, bu da tarafsızlığını simgeler.

vikipedi söylemek istediklerimin çoğunu söylemiş bu nedenle alıntı yapmamın daha mantıklı olacağını düşündüm. gelelim themis’in günümüzdeki tartışılan haline.. nisan ayının son haftasında “themis’in gözü açıldı” başlıklı haberler dolaştı her yerde. nerede ve neden açıldı, kim açtı yada gözünün açık olması neyi değiştirir diyenlere anlatmak isterim..

adalet-gozunu-acti-2009-04-24_xl3anayasa mahkemesi’nin kuruluş yıldönümüydü ve mahkeme yeni inşa edilen binanın bahçesine bir  themis heykeli yerleştirdi. adaletin simgesi olarak bu heykelin mahkeme önüne konmak istenmesinde sorun yok. sorun heykelle themis’in farkında.. yapılan heykelin öncelikle gözleri bağlı değil, açık. yani tarafsızlık adaletin içinden çıkarılmış hissi uyandırıyor. ve adalete, hukuka ne kadar güvenebiliriz diye düşünmeye itiyor bizi. ikinci husus; tanrıça olan themis heykeli genelde kolları, omuzları ve bacakları da görünen entari-elbise gibi bir şey giyer. ayakları çıplaktır. gördüğüm birkaç simgesinde de ayağının birinin altında kitap ve yılan vardır ve saçları uzundur. yılanın üzerine basar themis. fakat bu yapılan heykelinde üzerinde yakası ve omuzları kapalı bir bluz ve üzerinde de kısa ceketi var. hatta bluzu tam bir türk işi olarak yakası dantelli oyalı falan. kısa ceketi de günümüz bolerolarına benzemiyor diyemem. belindeki kuşak da tam bir osmanlı- türk işi oyalı süslü bir kemer gibi. ayrıca giydiği bir entari havasında değil çünkü alttan ayak bileğine kadar kapalı olan bir şalvar giymiş. neyse ki elinde terazi ve kılıç var. ayağının altında kitap yada yılan falan da yok. işte tartışılan ikinci şey giyimidir bu heykelin. tanrıça themis’le alakası olmayan bu heykelin heykeltıraşı aslan başpınar. başpınar’a themis’le alakasız bu heykeli sorduklarında şöyle demiş:

250420092335593284779_34Bu heykel Themis(Adalet Tanrıçası) değil, benim kişisel yorumum. Bir marangozun yaptığı eser tartışılmıyor. Benim kişisel yorumum tartışılıyor. Ben bunu anlayamadım. Mahkemenin girişine birkaç heykel yapılacağı bilgisi geldi. Ben de 1.5 yıl önce başvurumu yaptım. Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç ve mahkeme yetkilileri bana özgün, yerel, hiçbir yerde olmayan bir şey istediğini söyledi. Ben de bir ön çalışma hazırlayıp mahkemeye sundum. Bu eser de çok beğenildi ve seçildi. Ben politik bir eser üretmedim. Çalışmam beğenildikten sonra 7 ay içinde Anayasa Mahkemesi önündeki toplam 4 farklı heykeli tamamlayarak mahkemeye teslim ettim.  Anadolu genç kızı adalet tanrıçası Themis değildir. Zaten böyle bir talep olsa onu yapardım. Benden yerel ve farklı bir şey istendi. Bir marangozun, bir mobilyacının veya bir demircinin nasıl eseri üzerinde emeği varsa benim de burada özgün yorumum, emeğim var. Heykelin kıyafeti de Kurtuluş Savaşı sırasında giyilen yöresel kıyafetlerdir. Göğsündeki ay yıldızı ise 1922 yılında basılmış bir puldan görmüştüm, onu örnek aldım. Ayrıca yargıçların da gözü açık. Dediğim gibi bu Themis değil.

gördüğünüz gibi heykeltıraşı bile themis olmadığını söylemiş. ama savunması ile emeği çelişiyor bence. eğer amacın themis değil özgün bir heykel yapmaksa, senden de bu istenmişse neden elinde terazi ve kılıç var bu heykelin. bunlar olmasa, başka bir şekilde adaleti ve hukuku simgelese zaten kimsenin diyeceği olmaz. eğer themis’i yapmak istiyorsa da o zaman tarihi biraz okuması, araştırması gerekir başpınar’ın. aslan başpınar, daha önce de medyada, ölen babası anısına köydeki tarlalarına yaptığı heykelle haber olmuş. kısacası heykeltıraş ben kurallara uydum ve beğenildi diyor. ne kadar uyduğunu tartıştık zaten. peki bu heykel için “tamamdır, bu iyi olmuş, bunu koyalım mahmekenin önüne” diyen(ler) kim? nasıl olur da bu heykelin themis olmadığını, özgün bir çalışma olduğunu düşünürler? themis değilse neden terazi kardeşim:) neden benzesin diye uğraştın?

işte bir trajikomik olay daha. bu kez de themis’in terazisi sorun olmuş:

terabANTALYA Kundu`daki Adalet Bakanlığı ATGV(Adalet Teşkilatı`nı Güçlendirme Vakfı) Eğitim ve Dinlenme Tesisleri`nin girişine konulan `Adalet Tanrıçası` Themis`in heykellerindeki eşitlik ve objektifliğin simgesi teraziler, rüzgarda birbirine çarpıyor ve ses çıkarıyor gerekçesiyle bantla sarıldı.
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin`in, yerel seçim çalışmaları dahil, her geldiğinde konakladığı dinlenme tesislerinin giriş kapısında 2 adet Adalet Tanrıçası Themis heykeli yer alıyor. Bir elinde kılıç, diğerinde terazi tutan, `Gözü bağlı` iki Themis heykeli alçıdan, eşitlik ve objektifliğin simgesi teraziler ise zincir ile sac kullanılarak yapıldı. Deniz kıyısındaki tesiste bulunan bu iki heykelin terazileri, rüzgarlı havalarda birbirine çarparak ses çıkardığı gerekçesiyle görevliler tarafından şeffaf bir bantla vücutlara yapıştırıldı.
Adalet Bakanlığı Kundu Tatil Köyü`ndeki Tanrıça Themis heykellerinin başka kentlerdeki benzerlerinin aksine kısa boylu, şişman ve basık burunlu olması dikkat çekti. Anayasa Mahkemesi`nin yeni açılan binasının önüne konulan, `Gözü açık` Themis`in aksine Antalya`daki iki heykelin de gözleri kapalı tasvir edildiği görüldü.

insanlar daha themis’i ne hallere sokabilir diye düşündüm de birkaç tane buldum. kılıç yerine baston verilebilir eline ve adalet yaşlandı, işini göremiyor haberleri çıkabilir, yada terazisinin kefelerine bir şeyler konabilir hatta gözündeki bandı saçına bağlayıp modernleştirilebilir.. istense neler olur yani.. yazıma benim masamın üzerinde duran themis heykelimin fotoğrafını ekleyip sunay akın’ın “beyaz adam” şiirinden bir alıntı ile son veriyorum..

1-63Beyaz adam
özgürlük gibi adaleti de
bir kadın heykeliyle simgeledi
ama elinde terazi tutan
zavallı kadın
gözleri bağlı olduğu için
kendisine tecavüz edenin
kim olduğunu göremedi…

haberlerin kaynağı http://www.tumgazeteler.com

Themis on Mayıs 31st, 2009 | File Under Themis | No Comments -

yumuşak ge

çok düşünmüşümdür “ğ”nin adını.. neden yumuşak denmiş mesela.. neden “şapkalı ge” yada “kalın ge” denmemiş.. çok saçma belki de bunu düşünmem hatta alternatif aramam bu harfe.. ama takıldım bir kere biraz karıştırdım interneti de.. vikipedi sitesinden küçük bir açıklama:

Ğ ya da ğ harfi Türkiye Türkçesi, Azerice, Kırım Tatarcası, Kazan Tatarcası ve Gürcüce dillerinde kullanılır. Türk abecesinin 9. harfidir. Okunuşu yumuşak ge ‘dir. Ğ, ğ harfi hiçbir sözcüğün başında bulunmaz. Türkçede bir sözcüğün başına gelmeyen ğ harfi, Kırım Tatarcası ve Tatarca da gelebilir. Örneğin Arapçada Abdullah olarak yazılan bu isim Tatarcada Ğabdulla olarak yazılır. Ayrıca; Kırım Tatarcasında ğ harfi kalın g olarak kullanılır. Örneğin, garp kelimesi ğarp olarak yazılır. Bu Türk lehçelerindeki “ğ” sesi oldukça kalın ve gırtlağa yakın telaffuz edilir. Yani Türkiye Türkçesinde o kadar yumuşamıştır ki görevi kendinden önceki ünlüyü uzatmak olmuştur. Ancak bu lehçelerde kalın olarak çıkarılır. Türk Kirillerinde yumuşak g’ye karşılık olarak “ғ” ya da “гъ” harfleri kullanılmaktadır.

9-g1 bir cümle dikkatimi çekti: ” Yani Türkiye Türkçesinde o kadar yumuşamıştır ki görevi kendinden önceki ünlüyü uzatmak olmuştur.” işte soruma bir cevap buldum bile. diğer dillerdeki gibi söylenişi kalınlaştırmıyor aksine yanındaki harfi yumuşatıyor. ve adı da yumuşak ge oluyor.. yumuşak ge olmasa çok mu zor olurdu konuşmamız acaba? onun yerine “g” harfini kullansak yetmez miydi mesela.. zaten söylerken vurgu yapmıyoruz ki ğ’ye.. yağmur yerine yaamur, çiçeği yerine çiçeyi diyoruz.. adam yerine konmayan bu harfimiz yazarken gösteriyor kendini, okurken kimsenin ğ’yi tınladığı yok.. gerçi kelimenin sonundaysa çok önemli oluyor; dağ derken ğ’yi kim okumadan geçebilir.. bak çeliştim şimdi kendimle demek ki gerekliymiş yumuşak ge.. g3harf bizim harfimiz ama çok da önemsenmiyor işte.. aslında ilginç yazısı olanların el yazısına bakınca dikkat çekiyor yumuşak ge.. mesela benim ğ’lerim p’nin üstünde şapka var gibi oluyor. yazılarda çok karizmatik duruyor ğ’lerimiz.. bir dikkat edin buna.. bir de türkçe olarak bir farkımız oluyor birçok dilden.. bu diğer güzel yanı.. demek istediğim şu ki ilginç detaylar var hayatımızda farkında olmadığımız, dolayısıyla varlık nedenini hiç düşünmediğimiz ve bilmediğimiz..

Themis on Mayıs 29th, 2009 | File Under Themis | No Comments -

..

yatar gül harmanı gibi
canımın dermanı gibi
her yanında çiçek açmış
binboğa ormanı gibi

nesine yar nesine
ölürüm ben sesine
bi daha vursa idi
nefesim nefesine

sözlerdeki anlamda kayboldum dinlerken.. yarinin sesine ölebilen bir aşık.. fakat uzaklar şimdi ve bir daha nefesini hissetsem diye yakınıyor.. işte böyle bir aşk olmalı yaşadığımız.. mükemmel olmamalı karşımızdaki her yönüyle ama mükemmel olmalı size duyduğu aşk sayesinde.. nefesinize de hasret kalabilmeli ve özlemeli sizin sesinizi.. özlediği yalnız elinizi tutmak, öpüşmek, sevişmek, dolaşmak olmamalı; sıradan olmamalı kimsenin aşkı.. sizin gülüşünüzü de özlemeli.. tarif edemediğim duygular sardı şu an beni.. ben de özledim sesini ve gözlerine susarak bakmayı.. ve özledim seni herkesin ortasında..

Themis on Mayıs 22nd, 2009 | File Under Themis | No Comments -