stj.av.

1 haftalık stajyer avukatım:)

Themis on Ekim 21st, 2009 | File Under Themis | 3 Comments -

cheap trick-voices

you didnt know what you were looking for
till you heard the voices in your ear.

hey, its me again.
plain, you see again.
please, can i see you every day?
im a fool again.
i fell in love with you again.
please, can i see you every day?

words dont come out right.
ı tried to say it, oh, so right.
ı hope you understand my meaning.
hey, its me again.
ım so in love with you again.
please, can ı see you every day?

you didnt know what you were looking for
till you heard the voices in your ear.
you didnt know what you were looking for
till you heard the voices in your ear.

ı remember every word you said. (word you said.)
ı remember voices in my head. (in my head.)
ı remember every word you said. (word you said.)

your voices. (ı)
cool voices. (hear)
warm voices. (your)
ıt was just what ı needed to. (voice.)

cool voices. (words)
warm voices. (dont)
your voices. (seem)
but its just what ı needed for. (right.)

warm voices. (love)
your voices. (is)
cool voices. (the)
ıt was just what ı needed to. (word.)

your voices. (ı)
cool voices. (hear)
warm voices. (your)
ıt was just what ı needed to. (voice.)
just what ı needed to, just what ı needed to,
just what ı needed.

you didnt know what you were looking for
till you heard the voices in your ear.
you didnt know what you were looking for
till you heard the voices in your ear.

http://fizy.com/s/15gyqu

Themis on Ekim 14th, 2009 | File Under Themis | No Comments -

duygu boşalımı

FIRFIR FIRAT:
ya enıs super tatlı ya
cok sevıyorum
Oya:
evlen lan o zmn bu kdr sewdiysen
FIRFIR FIRAT:
ya dana
Oya:
:)
FIRFIR FIRAT:
samımı bısey dedık
Oya:
annadım olum ya
ben de gerçekten çok sewiyorum ya
fırat geyik meyik yapıyoz bi kenara ama
hakkaten evleniceem adam şööle olsun dediim herşey var eniste
yakışıklı da daha ne istiyim ya
huyu da tipi de herşeyiyle sewiyorum onu
aşk geçer sevgi kalır diyolar ya
3buçuk yıl oldu bence yalan o laf
sevgi baştan beri hep vardır
hala enisle buluşcaam zmnlarda heyecanlandığım oluyo
beğensin die ekstra güzel olmaya çalıştığım yada bi sıkıntısı varsa çözümü ben bulmak istiyorum
ailesini de tanıyoum onalr da beni tanıyo artık
çok iyi insanlar onlar da
düşünüyorum da valla maşallah yani çok uç bi sorun çıkmazsa ömrümü onla geçirmek istiyorum ben ya
yaşlanınca bile taksimde onun kolunda gezmek istiyorum
otobüsten onu kestiğimi anlatmak isterim çocuklarıma:)
neyse çok gergin ve duygual bir anda söyledin bu lafı döküldüm ben de

Oya (23:20):
çok mu konuştum ya nie çıktın
FIRFIR FIRAT:
yok ya net koptu
keske o konusmaları bloguna yazsaydın
Oya:
yazim mi?
ciddimisin yani yoksa dalga mı geçtin
FIRFIR FIRAT:
yaz cok ıcten dı
Oya:
tmm yazıyorum

(teşekkürler fırat)

Themis on Ekim 10th, 2009 | File Under Themis | 1 Comment -

bir sözün çoşkusuyla dönüyorum hayata

okulda defterime, sirama ağaçlara, yazarım adını
okunmuş yapraklara, bembeyaz sayfalara yazarım adını
yaldızlı imgelere, toplara tüfeklere, kralların tacına
en güzel gecelere, günün ak ekmeğine, yazarım adını
tarlalara ve ufka, kuşların kanadına, gölgede değirmene yazarim
uyanmış patikaya, serilip giden yola, hınca hınç meydanlara adını
EY ÖZGÜRLÜK
Themis on Ekim 1st, 2009 | File Under Themis | No Comments -

çözemiyorum seni, çözül git artık

sanırım farkında olmadığım bir sınav içindeyim.. hayatın türlü tatsızlıklarıyla nasıl başa çıkacağım konusunda sabır testi olmalı bu. bayadır hep aynı kişiyle deniyor beni, hiç değişmeyen bir soru o benim için, ama çözemiyorum da. bunun yanında kişiler ve durumlar değişse de o kişi var hayatımda çözemediğim ama en büyük düğümüm olan..

Themis on Eylül 20th, 2009 | File Under Themis | No Comments -

ada kitap’ın köşesi

bugün büyük gündü benim için.. sonunda 15 gündür koşturduğum evrak toplama işlerim bitti. son olarak avukatların da imzasını alarak taksim-kocamustafapaşa otobusüne bindim yusufpaşa’dan. artık sorun çıkmadan teslim etmek istiyordum o dosyayı. korkuyordum yolda başına bir şey gelirse diye, dosyayı kalbimin üstüne yapıştırarak taşıyordum. trt’nin orada inip başladım yürümeye baroya doğru. aslında o kalabalığı hissettim içimde o anda. ben bir hedefe giderken etrafımda da hedefsiz insan çoktu. ve özlemiştim bu çok çeşnili kalabalığı.. iki kız gördüm, iki tiki de diyebiliriz, biri biraz öne geçip diğerine fotoğraf çekti istiklal’de. poz veren başı hafif öne eğik objektife bakarak poz verdi. çok komik göründüler o an bana, kıkırdadım kendi kendime:) çünkü düşündüm de bu akşam poz verenin facebook’una girsem bu pozu göreceğimi biliyorum.

aşağı doğru yürüdüm ve baronun sokağına girdim. acemilik işte, staj eğitim merkezi’ne girdim ve “staj evraklarımı getirdim ben” dedim. “ilk evrak teslimi mi bunlar” dedi beyefendi, “evet” dedim. “o zaman baroya gidin 212′ye teslim edin” dedi. teşekkür edip çıktık evraklarım ve ben. baro zaten bitişikteki koca bina. baroya girdim, girişte 212 kaçıncı kat diye sordum, “2″ dedi adam. hoop asansör zemindeymiş zaten, bindik heyecanım ve ben asansöre. yukarı çıkarken aynadan otobüste uçuşan saçlarımı dindirmeye çalıştım biraz. kat:2 . indim ve uzuuuuunca bi koridora çıktım. kapılara baka baka 212′yi buldum. önce kayıt lazımmış 202 ve 204′e uğramam gerektiğini söyledi bayan. geri döndüm koridordan 202′ye girdim, “ben stajımı başlatacağım da önce kayıt gerekiyormuş” dedim. “istem kağıdınızı alayım” dedi az öncekinden daha az gülümseyen bir bayan. istem kağıtlarımdan birine bir kaşe bastı, hoop 204′e. 2 kapı yanı zaten. girdim içeri, 6 liracık istediler, buyrun feda olsun liralarım size dedim. faturayı da aldım, hoop tekrar 212′ye. bu kez başka bayan gelmiş ona gittim odada. “hepsini ver evraklarının” dedi. artık ayrılık vakti gelmişti.. özenle, günlerce koşuşturarak topladığım o caanım ikametgah senedine, bir o kadar caaanım geçici diplomama, ve caanım takdim kağıtlarıma ve tüm diğerlerine uzun ve sessiz bir veda ettim.. yalan tabi bunlar:) hemen verdim dosyadaki tüm kağıtları, artık bitsindi bu iş. tatlı güzel genç bayan masa takviminden 15 gün saymaya başladı, bayramdan sonrasını hesaplayarak ekim’in 8′ini buldu takvimden. 15 gün asılacağım baroda ve itirazı olan var mı efendim, şu kız stajyerimiz olacak bakın diyecekler. ben de bilgiç fotomla o yazıyı okuyana gülüyor olacağım kağıdın sağ üst köşesinden. sonra mektubu almaya geleceğim günü söyledi ve küçücük bir kağıdı alıp çıktık odadan hafiflemiş ruhum ve ben.

yürüdüm asansöre doğru ama binmedim. çünkü enerji doldu bir an tüm vücudum, merdivene yöneldim hemen, pıtı pıtı pıtı pıtı indim merdivenden. çıkarken de baronun aylık dergisinden aldım karıştırırım evde diye. ve adımımı attım istiklale.. işte o an!!! hayatımda hiç unutmayacağım anlardan biri oldu. solumdan sağıma bir akış var cadde kalabalık, ada kitap’ta kahve yudumlayıp sohbet eden şık insanlar var. istiklal’e bakıyorum boş boş, adım atamıyorum.. sanki buradan çıkıp şimdi şu işi yapacağım sonra şunu gibi bir planım olmalıydı. ama yoktu. başladım gülümsemeye kendi kendime, sonra kikirdedim, baktım ağzımı toplayamıyorum baya baya gülüyorum sokakta:)) oturdum adanın tam baroya girilen taraftaki köşesine (duvar hatta) çantamdan telimi buldum. güya tele bakıyorum ki ona gülüyorum sansın gören:)))) ama içimden birine zıplayarak sarılmak ve “allllaaaaaaahhhıımm bitti bu da, verdim işteee” diyesim var.. biraz güldükten sonra topladım kendimi ve sağa döndüm tünele doğru yürümeye başladım.. ya ada’dan yada yanındaki bir müzik marketten yabancı ve hayat dolu bir şarkı duydum. sabah dinleyip de güne güzel başlatacak türden bir şarkıydı. adımlarım tam şarkının ritminde gitmeye başladı ve sanki o an arkamdan kamera uzaklaşacak, gittikçe uzaklaşarak istiklal’i gösterecek tepeden bakışla ve müziğin sesi artacak, “the end” yazacak ekrana.. hangi filmin karesindeyim ben dedim bir an. çünkü yabancı ve mutlu sonla biten bir filmin son karesi gibiydim. işte bak kız acı çekti ama hedefine ulaştı, laaalalalalalaaa.. süper bir andı bu işte..! uzaklaştıkça ses azaldı ve tekrar istiklal’de olduğumu farkettim.

tam tünelin girişindeki dergici amcadan bir güncel hukuk aldım. adam o kadar sevimli ki sanki beni çok iyi tanıyan bir aile dostu gibi gülümsedi bana. acaba çok mu mutluyum da bu adama da yansıttım yoksa bu amca hep böyle sıcak mı diye düşündüm. verdim bir kaç liracığımı amcaya ve bindim tünele. sonra paşa paşa eve geldim işte ve paylaşamadığım, içimde kaldığı için bu mutluluk yazmak istedim. kim okur bu yazdıklarımı benden başka bilmiyorum ama ben sadece paylaşmak istediğim anlardan olduğu için yazmak istedim. ve kapanış cümlesi: şu an çok mutluyum.. :))         (the end)

Themis on Eylül 16th, 2009 | File Under Themis | 4 Comments -

ağlamak meselesi

burcum balık olduğu için mi bu kadar duygusalım yoksa ben duygusal olduğum için mi burcum balık?
bazen düğümler oluyor boğazımda kimseye diyemediğim, desem de çare bulamayacakları, bu yüzden anlatmaya değer bulmadığım.. bu düğümler gitmiyor kolay kolay gırtlaktan, suyla yutulup inemiyor mideye bir çırpıda.. boğuyor adamı konuşurken, düşünürken. her an hissediyorsun o düğümü boğazında ve düğümü çözememenin verdiği sıkıntıyı.. sonra bir dış etki, belki biri, belki bir şey dürtüyor seni ve düğüm çözülüyor birden. birden başlıyorsun sanki ferahlamaya.. ama sessizce olmuyor bu çözülüş, gözyaşı indiriyor yanaklara.. eğer yalnızsan yanaklardan süzülen yaşlarını kendin siliyorsun, eğer seni dürten biriyse onun avuçlarına iniyor pırlantaların.. ağlamak bir erdemdir bence.. kabullenmek çaresizliğini ve hüznünü yansıtmayı göze almak.. ağlamak yalnızca sulugözlü olmak değildir, dert dolu olup sıkıntılarla boğuştuğunun da göstergesidir ve tüm bunlarla kendi kendine uğraşamadığının.. ağlamak sadece burun çekerek olmaz, hüngür hüngür de,  böğürerek de ağlanır.. kimsenin bilmediği yada bilmemezlikten geldiği durumlarda sessizce ağlarım ben.. çünkü yapabileceğim tek terapi budur o anda. yenilerim belki zihnimi ağlayarak yada unuturum beni ağlatanları.. evet çok ağlarım ben. ama mutluluktan olmazlar genelde. bazen de dişlerimi sıkarak, yorganı ısırarak ağlarım ağlatana kendimi anlatamadığım ve anlatamayacağım için.. tüm bunlardan sonra sevmediğim bir arkadaşım gelir oturur tepeme: baş ağrısı.. kafamdakileri unutmam için gelir sanki, yalnız onunla meşgul olmaya başlarım artık. ya uyurum kalkıp gitsin diye yada bir parol 1 buçuk saat sonra kovar onu.. kurur yaşlar da yanaklarımda ve artık dönme zamanıdır normal hayatıma..
Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
farkına bile varmadan?
Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
ayıpsız,
aşikare,
yağmur misali?
Neylersin alışkanlık
için kan ağlarken yüzün güler
dikilitaş gibi dinelirsin yine.
Yavrum, erişmek ne müşkülmüş meğer,
anneler gibi ağlamanın yiğitliğine?
(1947)
Themis on Eylül 12th, 2009 | File Under Themis | 2 Comments -

yeniden mutluluk

anneme kavuştuuuum.. bu kavuşma çok uzun süreli değil tabi, yarına kadar:( ama artık aynı şehirdeyiz ya bu da mutluluk verici.. annemi, evde varlığını hissetmeyi, ona sarılmayı, ağlayınca gözyaşlarımı silecek şevkatli bir elin yanımda olmasını, o güzel yemeklerini çok özlemişim.. hatta şu an iftarı zor bekliyorum.. artık bir aksilik olmazsa evimdeyim. bakımsızlıktan iflas eden vücudumu biraz toplamaya çalıştım. önce yüz yıkama jeli, tonik, nemlendirici temizliğini yaptım yüzüme. sonra kaş, tırnak derken şu an gerçekten mutluyum.. evde sessizlik olduğu için, annem bir seslenme kadar uzağımda olduğu için, odamda olduğum için ve artık özüme döndüğüm için.. insanın özü tam olarak neresi bilmiyorum ama benim özüme dönmüş halim; sessiz odamda kendi başıma olmak.. işte böyleee.. şu an annem çiçekleriyle uğraşmakta, ben de yanına gidip onun bu mutlu halini izleyeceğim.. laf aramızda annem çiçeklerini çocuk gibi nazlar.. onlara birer ad verir: küçük çiçek açanları nida kuş bu, diye sever, biraz daha büyükleri göstererek bana bu da sensin minik kuşum, der.. annem bitirmeden çiçek sevmeyi yetişeyim ona..

Themis on Eylül 11th, 2009 | File Under Themis | No Comments -

işte geldim burdayım

uzuuuuun bir aradan sonra tekrar yazmak gerçekten mutluluk verici. insan yazdıkça içi daha rahat oluyormuş, daha çabuk çare buluyormuş derdine.. yaz tatilinde trabzon’a gittik ailecek ve istanbul’a döndüğümüzden beri de gündüzüm ve hatta çoğu akşamım da bir tanecik yeğenime ait oldu. bebek bakımı konusunda gerçekten ustalaştım. asla yakındığımı sanmayın, o çok masum bir varlık. her ne kadar bizim kız hareketli olsa da sonuçta küçücük bir çocuk o.  yemeğinden banyosuna, bezinden oyun saatine kadar herşeyini becerebiliyorum, deneyimliyim artık;) o nedenle ne internet ne gezme hiç biri olmadan geçirdim günlerimi, sadece nidoş.. bu arada yenilikler var hayatımda hemen anlatayım. ingilizce kursuna başladım kpds sınavı için. yüksek lisans başvurularında gerekiyor çünkü iyi bir dil notu. belgelerimi toplamam bitti sayılır yani avukatlık stajımı başlatacağım ekim gibi. mezun olmanın verdiği hiç bir hafiflik yok bunu belirteyim aksine hayatın yükünü almış oldum sırtıma. “ne yapacağım şimdi ben?” sorusu her gün beynimde fink atmakta. sıkıntılar sıkıntılar sıkıntılar.. yanımdaki sayılı dertortaklarım sayesinde biraz daha umutluyum şu günlerden. ramazanın etkisi fena oldu, kilo veririm derken sabitledim resmen kilomu. gece yemek kötü yaa.. bu gece annem geliyor trabzon’dan. artık gündüzüm de gecem de benim olacak. nida da anneme emanet. eğer sel ve yağmur işi durursa evime gideceğim ve artık eskisi gibi yaşamaya başlayacağım. (şu an abla ve abisinde yaşayan biriyim. biraz göçebe hayatı.) kafam elbette biraz daha net hayattaki planlarım açısından. ama bu demek değil ki her şey yolunda. yola sokmaya çalışıyorum düşüncelerimi. umarım bir sonraki yazıma evimde keyif yaparken başlarım.. yağmur başladı yine şakır şakır.. açık ve şekersiz bir çay içmenin tam zamanı..

Themis on Eylül 5th, 2009 | File Under Themis | No Comments -

çılgın bediş

szsbpklrrokfsiz de çılgın bediş zamanlarının çocuğu musunuz? çılgın bediş’in sarı pırasa saçlarına siz de inanmaz mıydınız? ben bediş’in ne ses tonunu ne de hareketlerini sevmezdim. abartılı gelirdi ve sanki hep bağırarak konuşur gibiydi. zeynep vardı orda bi tane uzun boylu güzel bir kızdı ve asiydi beylere karşı. banu’ya ve salaklıklarına siz de mi katlanamazdınız? oktay’ın ölünüp bitilen yakışıklılığı aslında sizi de etkilemiyor muydu? bir de hiç anlam veremediğim  bediş’in adıydı. bediş ne yaa? neyin kısaltması neyin lakabı.. yoksa direkt bediş mi adı, orayı da hiç çözemedim bilen aydınlatsın beni yahu.. ama bediş’in sevilme nedeni de yonca evcimik ve onun danslı-hareketli gençlik parçalarıydı. ordaki hareketliliğiyle şimdiki yonca hanım arasında bence pek fark yok. bu sohbet 90′ların çocuğu olmaya gider böyle çok uzatmayayım ben. demek isteğim o ki siz de mükü’nün çapkınlığına özenip zeynep gibi erkekleri sallamayıp bediş gibi sırılsıklam aşık olmak istiyor muydunuz? ben çocuktum o zaman ama istiyordum:)

34fq2

Themis on Temmuz 1st, 2009 | File Under Themis | 1 Comment -