bizzat yeğenimle 0-2 yaş arası çocuk bakımını öğrendim. bebeklikten 2 yaşa kadarki tüm aşamaları biliyorum artık. yemeğinden, bezinden, kıyafetinden, oyuncak seçimden hatta bedensel ve zihinsel gelişiminden de haberdarım. aslında o kadar çabuk büyüyorlar ki.. yeğenimin boyunun uzadığını uyumak için ayağımdaki yastığa yatırdığımda daha net anlıyorum artık ayakları karnıma değiyor:) yada işe giden annesinin peşinden artık ağlamıyor da annesine el sallayıp “deyee anne ditti.” diyip bilgi veriyor bana (deye: teyze). ne çabuk büyüyorsunuz yahu..

bir de kız çocuğu şımarmayı daha iyi biliyor galiba, numara yapmayı, kendini sevdirmeyi daha iyi kıvırıyor bence. kızdığımız zaman gülerek o şeye devam ediyor bizimki, yada “hayır nida yapma” diyince inadıma gidip yasak başka bir şeyi elliyor ve gözümün içine bakıyor aynı anda.. ne kadar hayranım şu çocukların zekasına anlatamam. sen ben şuan mantıklı düşünüp cümle kurabiliyoruz ama hayata sıfırdan gelip öğrenen bir canlı bu ve her gün yenilik ekliyor o beyne ve hafızaya kaydediyor. mükemmel bir doğamız var gerçekten. 5 yaşına kadar öğrendiğimiz bilgi hayatımızın geri kalanında öğrendiğimizden çok daha fazla diye okumuştum bir yerde. çok mantıklı değil mi?

2 yaşındaki kız çocuğuna gelelim.. kıyafetlerini artık kendisi çıkarabiliyor, tam düzgün yapamasa da giyebiliyor da. ailedeki kişileri, akrabaları, komşuları,arkadaşlarını tanıyor. sevmediğini, yapmak istemediğini çok net belli ediyor. kitaplardaki nesneleri öğreniyor, sayıları öğreniyor ve hatta ingilizce “va, du, dri, fo” diyebiliyor:) ayrıca çevremden en net duyduklarımdan biri de “kendi kendime yaparım” tripleri var bu çocukların. kendim yerim, kendim giyerim, kendim taşırım sehpayı, kendim su içerim.. her şeyi yardımınızı reddederek yapmak çabasındalar. yemek kısmı çok temiz geçmiyor tabi bu” kendi” olmaların.

aslında bir de çağımızın engellenemez durumu var ortada televizyon ve bilgisayarlar.. benim annem bilgisayarla 40 yaşında tanıştı. ablam üniversitede, ben ortaokulda, bir kuzenim ilkokulda, nida ise 1 yaşında. en tehlikelisi nida için elbette. çünkü 4 yaşına gelince (belki de daha erken) internetten oyun oynamak isteyecek şu meşhur oyun sitelerinden. ve kendine ait bilgisayar isteyecek odasında, oyun oynarken kafayı yiyecek belki de. inanın çok korkuyorum bunları düşündükçe. aileye düşüyor tüm görev. anne baba limitini koymak zorunda her şeyin. yemek zamanı masada oturulacak, oyun zamanı odada gibi.. ama yemeği bilgisayar başında istiyorum derse işte sınırlama orada olmalı. neyse bu arada bunları söylemek kolay da uygulamak mı zor diyorum bazen. ben de aman yesin de nerede yerse yesin diyip her istediğine evet mi diyeceğim çocuğumun? yada yeter ki ağlamasın diyip her istediğini verecek miyim eline? yok yaa yapamam ben galiba.. çiçi’yi duyar gibiyim: ” yok canım sen uygularsın kurallarını kesin” :) uygularım dimi çiçi? çocuk yapmak işin en kolayı sanırım (tabi sağlık açısından engeli olmayanlar için konuşuyorum, aksi halde bir çocuk sahibi olmak en zor kısmı olabiliyor). asıl iş de yetiştirmesinde. onun terbiyesini ve eğitimini verebilmekte. sırf çocuğuma zaman ayırıp onu düzgün yetiştirmek için işime ara vermeyi düşünürüm ben.

bir de çocuk yetiştirmede baba boyutu var. babalar hamilelikten doğuma kadar çok heyecanlı olurlar. henüz baba olmanın anlamını çözemezler, doğum anında “allah’ım hiç bir şey yapamıyorum ne kadar gereksizim şuanda” diye düşünürler. çocuk doğunca da “baba” kelimesinin asıl manasını hissederler. anneliğin kutsallığı tartışılmıyor ama babaların da hakkını yememek lazım;)

anne yada babadan biri çocuk yetiştirmede başarılı olamıyorsa, beceremiyorsa bunu kabullenmeli ve diğerinden yardım istemelidir. yada ikisi de başaramıyorsa 3. kişiden yardım alınmalı. örneğin bir baba çocuğun oyun saatini verimli geçiremiyorsa onunla, sadece ona “bugün resim yapacağız” diyip çocuğu belki de sıkarak eğlence yerine ona eziyet gibi zaman geçirtmemeli, eğer böyle ise müdahale edilip anne yada birisi tarafından yanlış yaptığı aslında çocuğa resim yerine çocuğun seçtiği bir oyunu oynatmalı. yada bir anne yemek yediremiyorsa çocuğa, direniyorsa sürekli ağlıyorsa çocuk, baba girmeli devreye ve oyun gibi masal gibi şeylerle çocuğun yemek saatinde yardımcı olmalı anneye. işte tüm aşamaların tek gerekeni “sabır”.. daha yeni doğduğunda gece uyanmalarından, bilinçli birey olup hata yaptığı her ana kadar sabırlı olmalı aile. sabredip yanlışa göz yummak değil kastım, doğruyu öğretmedeki sabır bu dediğim. çünkü küçükken sevgi görmeyip sabırsızlık sonucu bağırılarak, hatta dövülerek yetişen çocukta o kadar ciddi zedeler oluyor ki farkedemesek de, sonradan yetişkin olduğunda bilinçaltı oluşmuş oluyor o kişinin ta çocukken. mesela çocuğa “yapma kızım, hayır” demek yerine “yeter artık yapma kızım off” diye bağırınca (çocuk anlasın yada anlamasın) hem ebeveynin sinir hücreleri zedeleniyor hem de çocuğun bilinçaltı. çok uzun sürer bu yazı sıkmayayım en iyisi.. prof. gibi konuştum sanmayın sadece 2 yılda öğrendiğim şeyleri anlattım. anlattıklarımın hepsini yaşadım sanmayın duyduklarım da oldu.

kısaca ilk 2 yıldaki süreçten bahsedersek çocuğun büyük bir sabırla büyütülmesi gerekiyor ve her adımında onu kollamak gerekiyor. her iki anlamada bu kollamak. yani hem ya düşerse diye  hem de bakayım masaya götür dediğim şeyi götürebiliyor mu diye peşinden gitmeliyiz.

çocuklar çok değerlidir hayatlarımızda ve çok sevimli varlıklardır. onlara ne el kalkabilir, ne de ses yükselebilir. bunları yapmadan önce pişman olacağınızı unutmayın ve lütfen sabırla yaklaşın çocuklara.. anlamıyorsa anlatın yanlışını, anlamayacak kadar küçükse zaten hata tamamen sizde demektir. çünkü o daha bir çocuk..