burcum balık olduğu için mi bu kadar duygusalım yoksa ben duygusal olduğum için mi burcum balık?
bazen düğümler oluyor boğazımda kimseye diyemediğim, desem de çare bulamayacakları, bu yüzden anlatmaya değer bulmadığım.. bu düğümler gitmiyor kolay kolay gırtlaktan, suyla yutulup inemiyor mideye bir çırpıda.. boğuyor adamı konuşurken, düşünürken. her an hissediyorsun o düğümü boğazında ve düğümü çözememenin verdiği sıkıntıyı.. sonra bir dış etki, belki biri, belki bir şey dürtüyor seni ve düğüm çözülüyor birden. birden başlıyorsun sanki ferahlamaya.. ama sessizce olmuyor bu çözülüş, gözyaşı indiriyor yanaklara.. eğer yalnızsan yanaklardan süzülen yaşlarını kendin siliyorsun, eğer seni dürten biriyse onun avuçlarına iniyor pırlantaların.. ağlamak bir erdemdir bence.. kabullenmek çaresizliğini ve hüznünü yansıtmayı göze almak.. ağlamak yalnızca sulugözlü olmak değildir, dert dolu olup sıkıntılarla boğuştuğunun da göstergesidir ve tüm bunlarla kendi kendine uğraşamadığının.. ağlamak sadece burun çekerek olmaz, hüngür hüngür de,  böğürerek de ağlanır.. kimsenin bilmediği yada bilmemezlikten geldiği durumlarda sessizce ağlarım ben.. çünkü yapabileceğim tek terapi budur o anda. yenilerim belki zihnimi ağlayarak yada unuturum beni ağlatanları.. evet çok ağlarım ben. ama mutluluktan olmazlar genelde. bazen de dişlerimi sıkarak, yorganı ısırarak ağlarım ağlatana kendimi anlatamadığım ve anlatamayacağım için.. tüm bunlardan sonra sevmediğim bir arkadaşım gelir oturur tepeme: baş ağrısı.. kafamdakileri unutmam için gelir sanki, yalnız onunla meşgul olmaya başlarım artık. ya uyurum kalkıp gitsin diye yada bir parol 1 buçuk saat sonra kovar onu.. kurur yaşlar da yanaklarımda ve artık dönme zamanıdır normal hayatıma..
Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
farkına bile varmadan?
Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
ayıpsız,
aşikare,
yağmur misali?
Neylersin alışkanlık
için kan ağlarken yüzün güler
dikilitaş gibi dinelirsin yine.
Yavrum, erişmek ne müşkülmüş meğer,
anneler gibi ağlamanın yiğitliğine?
(1947)