themis kimdir

öncelikle genel açıklama mahiyetinde vikipedi’den bir alıntı yapayım:

320px-0029man-themisThemis, Yunan mitolojisinde Uranüs ve Gaia’nın kızı olan adalet ve düzen tanrıçasıdır. İlahi adaletin tecessümüdür. Babaları Zeus olan, Horae ve Moirae’nin annesidir.
Kendisi öfkeli veya cezalandırıcı değildir. Ona yeteri kadar saygı gösterilmediğinde veya adaletsizlik yapıldığında, o sessiz kalır ve onun yerine Nemesis gerekli karşılığı, cezayı verir. Themis, aynı zamanda kâhindir, kehânet gücü vardır, kehânet yeri olan Delphi tapınağını o inşa etmiştir.
İlk dönemlerde tam zıddı olduğu Eris ile beraber ve benzer resmedilmiştir. Son dönemlerde ve daha sonraki çağlarda ise gözleri bağlı elinde bir terazi ile resmedilmiştir. Roma mitolojisindeki Iustitia (ilahi adaletin tecessümü) Themis’in roma mitolojisindeki karşılığıdır denilebilir.
Themis, doğada, mevsimlerin, yılların ve sanatların düzenini sağlayan bir Tanrıça üçlüsüyle canlı varlıklar arasında yaşamla ölüm dengesini kuran bir Tanrıça, bir Tanrısal varlıktır. Themis, yasadır, kuraldır. Ama gelip geçici bir yasa değil, Tanrılar dünyasında da insanlar dünyasında da değişmez evrensel ve ölümsüz doğa yasasıdır. Tanrısal yasadır, onun karşıtı insansal yasa ise Nomos Nemesis tir. Themis, Olympos’ta yaşar, Tanrıların toplantılarına başkanlık eder, Olympos’taki düzeni o korur, Homeros’u da tanır, bilir onu, Hera ile Zeus’la konuştuğunu gösterir İlyada’da, ama çok söz edilmez Themis ten, efsanesi, öyküsü yoktur, Her yerde her zaman vardır. Ürettiği, tanrısal varlıklarla sürdürür etkisini, bu varlıklarlarda Tanrılardan daha güçlü oldukları için ehramın tepesinde oturur gibidir Themis. Adı da koymak, yerleştirmek, oturtmak anlamına gelen bir kökten türemiştir .
Kısaca belirtmek gerekirse; “Kılıç” adeletin verdiği cezaların caydırıcılığını ve gücünü, “Terazi” adaleti ve bunun dengeli bir şekilde dağıtılmasını simgeler. “Kadın” ve “Bakire” olması bağımsızlığı ifade eder. Ayrıca kadının gözü bağlıdır, bu da tarafsızlığını simgeler.

vikipedi söylemek istediklerimin çoğunu söylemiş bu nedenle alıntı yapmamın daha mantıklı olacağını düşündüm. gelelim themis’in günümüzdeki tartışılan haline.. nisan ayının son haftasında “themis’in gözü açıldı” başlıklı haberler dolaştı her yerde. nerede ve neden açıldı, kim açtı yada gözünün açık olması neyi değiştirir diyenlere anlatmak isterim..

adalet-gozunu-acti-2009-04-24_xl3anayasa mahkemesi’nin kuruluş yıldönümüydü ve mahkeme yeni inşa edilen binanın bahçesine bir  themis heykeli yerleştirdi. adaletin simgesi olarak bu heykelin mahkeme önüne konmak istenmesinde sorun yok. sorun heykelle themis’in farkında.. yapılan heykelin öncelikle gözleri bağlı değil, açık. yani tarafsızlık adaletin içinden çıkarılmış hissi uyandırıyor. ve adalete, hukuka ne kadar güvenebiliriz diye düşünmeye itiyor bizi. ikinci husus; tanrıça olan themis heykeli genelde kolları, omuzları ve bacakları da görünen entari-elbise gibi bir şey giyer. ayakları çıplaktır. gördüğüm birkaç simgesinde de ayağının birinin altında kitap ve yılan vardır ve saçları uzundur. yılanın üzerine basar themis. fakat bu yapılan heykelinde üzerinde yakası ve omuzları kapalı bir bluz ve üzerinde de kısa ceketi var. hatta bluzu tam bir türk işi olarak yakası dantelli oyalı falan. kısa ceketi de günümüz bolerolarına benzemiyor diyemem. belindeki kuşak da tam bir osmanlı- türk işi oyalı süslü bir kemer gibi. ayrıca giydiği bir entari havasında değil çünkü alttan ayak bileğine kadar kapalı olan bir şalvar giymiş. neyse ki elinde terazi ve kılıç var. ayağının altında kitap yada yılan falan da yok. işte tartışılan ikinci şey giyimidir bu heykelin. tanrıça themis’le alakası olmayan bu heykelin heykeltıraşı aslan başpınar. başpınar’a themis’le alakasız bu heykeli sorduklarında şöyle demiş:

250420092335593284779_34Bu heykel Themis(Adalet Tanrıçası) değil, benim kişisel yorumum. Bir marangozun yaptığı eser tartışılmıyor. Benim kişisel yorumum tartışılıyor. Ben bunu anlayamadım. Mahkemenin girişine birkaç heykel yapılacağı bilgisi geldi. Ben de 1.5 yıl önce başvurumu yaptım. Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç ve mahkeme yetkilileri bana özgün, yerel, hiçbir yerde olmayan bir şey istediğini söyledi. Ben de bir ön çalışma hazırlayıp mahkemeye sundum. Bu eser de çok beğenildi ve seçildi. Ben politik bir eser üretmedim. Çalışmam beğenildikten sonra 7 ay içinde Anayasa Mahkemesi önündeki toplam 4 farklı heykeli tamamlayarak mahkemeye teslim ettim.  Anadolu genç kızı adalet tanrıçası Themis değildir. Zaten böyle bir talep olsa onu yapardım. Benden yerel ve farklı bir şey istendi. Bir marangozun, bir mobilyacının veya bir demircinin nasıl eseri üzerinde emeği varsa benim de burada özgün yorumum, emeğim var. Heykelin kıyafeti de Kurtuluş Savaşı sırasında giyilen yöresel kıyafetlerdir. Göğsündeki ay yıldızı ise 1922 yılında basılmış bir puldan görmüştüm, onu örnek aldım. Ayrıca yargıçların da gözü açık. Dediğim gibi bu Themis değil.

gördüğünüz gibi heykeltıraşı bile themis olmadığını söylemiş. ama savunması ile emeği çelişiyor bence. eğer amacın themis değil özgün bir heykel yapmaksa, senden de bu istenmişse neden elinde terazi ve kılıç var bu heykelin. bunlar olmasa, başka bir şekilde adaleti ve hukuku simgelese zaten kimsenin diyeceği olmaz. eğer themis’i yapmak istiyorsa da o zaman tarihi biraz okuması, araştırması gerekir başpınar’ın. aslan başpınar, daha önce de medyada, ölen babası anısına köydeki tarlalarına yaptığı heykelle haber olmuş. kısacası heykeltıraş ben kurallara uydum ve beğenildi diyor. ne kadar uyduğunu tartıştık zaten. peki bu heykel için “tamamdır, bu iyi olmuş, bunu koyalım mahmekenin önüne” diyen(ler) kim? nasıl olur da bu heykelin themis olmadığını, özgün bir çalışma olduğunu düşünürler? themis değilse neden terazi kardeşim:) neden benzesin diye uğraştın?

işte bir trajikomik olay daha. bu kez de themis’in terazisi sorun olmuş:

terabANTALYA Kundu`daki Adalet Bakanlığı ATGV(Adalet Teşkilatı`nı Güçlendirme Vakfı) Eğitim ve Dinlenme Tesisleri`nin girişine konulan `Adalet Tanrıçası` Themis`in heykellerindeki eşitlik ve objektifliğin simgesi teraziler, rüzgarda birbirine çarpıyor ve ses çıkarıyor gerekçesiyle bantla sarıldı.
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin`in, yerel seçim çalışmaları dahil, her geldiğinde konakladığı dinlenme tesislerinin giriş kapısında 2 adet Adalet Tanrıçası Themis heykeli yer alıyor. Bir elinde kılıç, diğerinde terazi tutan, `Gözü bağlı` iki Themis heykeli alçıdan, eşitlik ve objektifliğin simgesi teraziler ise zincir ile sac kullanılarak yapıldı. Deniz kıyısındaki tesiste bulunan bu iki heykelin terazileri, rüzgarlı havalarda birbirine çarparak ses çıkardığı gerekçesiyle görevliler tarafından şeffaf bir bantla vücutlara yapıştırıldı.
Adalet Bakanlığı Kundu Tatil Köyü`ndeki Tanrıça Themis heykellerinin başka kentlerdeki benzerlerinin aksine kısa boylu, şişman ve basık burunlu olması dikkat çekti. Anayasa Mahkemesi`nin yeni açılan binasının önüne konulan, `Gözü açık` Themis`in aksine Antalya`daki iki heykelin de gözleri kapalı tasvir edildiği görüldü.

insanlar daha themis’i ne hallere sokabilir diye düşündüm de birkaç tane buldum. kılıç yerine baston verilebilir eline ve adalet yaşlandı, işini göremiyor haberleri çıkabilir, yada terazisinin kefelerine bir şeyler konabilir hatta gözündeki bandı saçına bağlayıp modernleştirilebilir.. istense neler olur yani.. yazıma benim masamın üzerinde duran themis heykelimin fotoğrafını ekleyip sunay akın’ın “beyaz adam” şiirinden bir alıntı ile son veriyorum..

1-63Beyaz adam
özgürlük gibi adaleti de
bir kadın heykeliyle simgeledi
ama elinde terazi tutan
zavallı kadın
gözleri bağlı olduğu için
kendisine tecavüz edenin
kim olduğunu göremedi…

haberlerin kaynağı http://www.tumgazeteler.com

Themis on Mayıs 31st, 2009 | File Under Themis | No Comments -

yumuşak ge

çok düşünmüşümdür “ğ”nin adını.. neden yumuşak denmiş mesela.. neden “şapkalı ge” yada “kalın ge” denmemiş.. çok saçma belki de bunu düşünmem hatta alternatif aramam bu harfe.. ama takıldım bir kere biraz karıştırdım interneti de.. vikipedi sitesinden küçük bir açıklama:

Ğ ya da ğ harfi Türkiye Türkçesi, Azerice, Kırım Tatarcası, Kazan Tatarcası ve Gürcüce dillerinde kullanılır. Türk abecesinin 9. harfidir. Okunuşu yumuşak ge ‘dir. Ğ, ğ harfi hiçbir sözcüğün başında bulunmaz. Türkçede bir sözcüğün başına gelmeyen ğ harfi, Kırım Tatarcası ve Tatarca da gelebilir. Örneğin Arapçada Abdullah olarak yazılan bu isim Tatarcada Ğabdulla olarak yazılır. Ayrıca; Kırım Tatarcasında ğ harfi kalın g olarak kullanılır. Örneğin, garp kelimesi ğarp olarak yazılır. Bu Türk lehçelerindeki “ğ” sesi oldukça kalın ve gırtlağa yakın telaffuz edilir. Yani Türkiye Türkçesinde o kadar yumuşamıştır ki görevi kendinden önceki ünlüyü uzatmak olmuştur. Ancak bu lehçelerde kalın olarak çıkarılır. Türk Kirillerinde yumuşak g’ye karşılık olarak “ғ” ya da “гъ” harfleri kullanılmaktadır.

9-g1 bir cümle dikkatimi çekti: ” Yani Türkiye Türkçesinde o kadar yumuşamıştır ki görevi kendinden önceki ünlüyü uzatmak olmuştur.” işte soruma bir cevap buldum bile. diğer dillerdeki gibi söylenişi kalınlaştırmıyor aksine yanındaki harfi yumuşatıyor. ve adı da yumuşak ge oluyor.. yumuşak ge olmasa çok mu zor olurdu konuşmamız acaba? onun yerine “g” harfini kullansak yetmez miydi mesela.. zaten söylerken vurgu yapmıyoruz ki ğ’ye.. yağmur yerine yaamur, çiçeği yerine çiçeyi diyoruz.. adam yerine konmayan bu harfimiz yazarken gösteriyor kendini, okurken kimsenin ğ’yi tınladığı yok.. gerçi kelimenin sonundaysa çok önemli oluyor; dağ derken ğ’yi kim okumadan geçebilir.. bak çeliştim şimdi kendimle demek ki gerekliymiş yumuşak ge.. g3harf bizim harfimiz ama çok da önemsenmiyor işte.. aslında ilginç yazısı olanların el yazısına bakınca dikkat çekiyor yumuşak ge.. mesela benim ğ’lerim p’nin üstünde şapka var gibi oluyor. yazılarda çok karizmatik duruyor ğ’lerimiz.. bir dikkat edin buna.. bir de türkçe olarak bir farkımız oluyor birçok dilden.. bu diğer güzel yanı.. demek istediğim şu ki ilginç detaylar var hayatımızda farkında olmadığımız, dolayısıyla varlık nedenini hiç düşünmediğimiz ve bilmediğimiz..

Themis on Mayıs 29th, 2009 | File Under Themis | No Comments -

..

yatar gül harmanı gibi
canımın dermanı gibi
her yanında çiçek açmış
binboğa ormanı gibi

nesine yar nesine
ölürüm ben sesine
bi daha vursa idi
nefesim nefesine

sözlerdeki anlamda kayboldum dinlerken.. yarinin sesine ölebilen bir aşık.. fakat uzaklar şimdi ve bir daha nefesini hissetsem diye yakınıyor.. işte böyle bir aşk olmalı yaşadığımız.. mükemmel olmamalı karşımızdaki her yönüyle ama mükemmel olmalı size duyduğu aşk sayesinde.. nefesinize de hasret kalabilmeli ve özlemeli sizin sesinizi.. özlediği yalnız elinizi tutmak, öpüşmek, sevişmek, dolaşmak olmamalı; sıradan olmamalı kimsenin aşkı.. sizin gülüşünüzü de özlemeli.. tarif edemediğim duygular sardı şu an beni.. ben de özledim sesini ve gözlerine susarak bakmayı.. ve özledim seni herkesin ortasında..

Themis on Mayıs 22nd, 2009 | File Under Themis | No Comments -

olmadı

çok istedim bugün onu.. kesin gözüyle bakıyordum olacağına.. gözlerimin önünde olamayışını gördüm, o imkansızlıkları duydukça hareketsizleştim.. anlamamıştım imkansızlaştıranları oysa ben çok istemiştim bugün ona ulaşmayı..

Themis on Mayıs 21st, 2009 | File Under Themis | No Comments -

asla ve daima

bugün neler öğrendim neler.. adli tıp dersi alıyoruz son sene çünkü hukukla çok ilgili bir dal. yaralanmalar yada ölümlerde  kullanılan aletlerin boyutu, geliş yönü, zamanı gibi verilerin bilinmesi için adli tıp bilmek gerekir ve her hakim bu konuda bilirkişi olarak adli tıp uzmanına danışır önüne gelen olaya göre.

gelelim bugünkü dersimize.. hocamız adli tıp kurumu eski morg ihtisas dairesi başkanı gürsel çetin ve yıllardır i.ü’de adli tıp derslerine girmekte. bugünkü derste ateşli silahları ve yaralarını, kesici-delici, kesici-ezici aletlerin yaralarını öğrendik. en ilgi çeken kısım elbette ateşli silahlardı. ülkemizde o kadar çok örneği var ki bu tip yaralanmaların, iyice öğrenmek gerekiyor bu konuları. ayrıca hoca dersi çok iyi anlatıyor ve konuyu unutmanız gerçekten zor çünkü örnekler bire bir karşılaştığı şeyler ve ilgi çekici. dinlerken ıyyy, ay çok kötüüü, vaay ne manyakmış diye tepkiler veriyorduk biz de, okurken siz de verebilirsniz:)

örneğin yivsiz setsiz silahlardan olan av tüfeği ile oluşan bir yarada eğer atış mesafesi 3-5 m. ise tapa görülebilirmiş. tapa av tüfeğine konan fişeğin içinde olan bir kısım ve genelde keçe yada plastikten yapılırmış. bu bilgisi eksik bir adli tıpçı kafasından vurulmuş birinin yara yerinde kıllar gördüğünde bunun keçi kılı yani keçe olabileceğini düşünememiş, dolayısıyla bu bir tapa olabilir ve av tüfeğiyle vurulmuş olabilir diyememiş. ve olayı ortaya çıkarmak çok zor olmuş.

bunun gibi kurşunun giriş deliği ve çıkış deliğini belirlemek de büyük bir olay. çünkü insanı beraat de ettirir müebbet de yatırır bu detaylar. buna bir örnek; ali elinde balta ile mehmet’i kovalıyor ve öldürme kastı olduğunu belirten cümleler sarfediyor koşarken. mehmet de kaçıyor fakat bir yerden sonra yorulup duruyor ve henüz ona yetişemeyen ali’ye belindeki silahı doğrultup “at elinden baltayı yoksa vururum seni” diyor. ali de atmıyor ve hala mehmet’e doğru koşuyor, o anda mehmet ali’yi göğsünden vuruyor. mermi çekirdeği de göğsünden girip sırtından çıkıyor diyelim. yani mermi çekirdeğinin giriş ve çıkış delikleri var. bu olayda mehmet’in kendini savunduğu gerekçesiyle ali’yi öldürdüğü tartışılır çünkü orantılı bir savunma olmalı falan ama sonuçta ceza verilirken mehmet’e, bu kovalamaca dikkate alınır elbette ona göre indirim olur cezasında. peki olay şöyle olsaydı; ali elinde balta mehmet’in peşinde yine ve mehmet yorulup duruyor ve tabancayı doğrultuyor ali’ye “gelme ateş ederim” diyor. ali de korkup geri dönerek koşmaya başlıyor. ama mehmet arkasını dönüp kaçarken ali’ye ateş ediyor. şimdi de mermi çekirdeğinin giriş deliği sırtından çıkış deliği göğsünden oluyor. işte burada mehmet’in kendini savunmak için ateş ettiğini söylemek çok güç çünkü ali artık vazgeçmiş kastından ve kaçmaya başlamış. anladığınız üzere mehmet beraat de edebilir müebbet hapis de alabilir.

bir örnek daha olmaz olmaz demeyin ve dinleyin bu örneği; bir kişi intihar edecek olsun. kesici bir aletle boyundaki şah damarını keserse intihar büyük ihtimalle gerçekleşir. peki bir kişinin boynu hem önden yarım ay hem de arka kısımdan yarım ay kesilerek ve bu kesikler birleşip boynu yuvarlak olarak kesmiş oluyorsa bu olay da bir intihar mı dır? evet demek zor gibi. çünkü zaten bir kesiği yapınca diğerini yapacak gücü, kanı, canı olmaz deriz değil mi? işte yanıldık. bu olay intihar olabilir olmuş da. bir fanatik maç çıkışında kameralar önünde döner bıçağıyla önce arkadan öne doğru sonra önden arkaya doğru keserek boynunda yuvarlak oluşturacak şekilde intihar etmiş.

bir örnek daha; keserle intihar olur mu? ne kadar kesebilir kişi kendini yada kaç kere yaralayabilir bununla? elbette net cevapları yok bunların ama bir olayda kadın keserle başına defalarca vurmuş (en az 100 kere) ve saçlı deri kıymaya dönmüş artık, kafatası kemikleri beyne girmiş ve beyin zedelenince bayılıp düşmüş. alın size intihar kimin aklına gelir değil mi keserle intihar etmek ve becerilmez gibi durmuyor mu?

işte böyle olayları gördükçe insanın kötü bir psikoloji içinde neler yapabileceğini anlıyorum. savcı yada hakim olunca bu tip olaylar hep çıkacak karşımıza bu nedenle asla böyle olmaz bu olay dememeliyiz. insan aklı öyle uçsuz bucaksız düşünüyor ki, öyle şeyler türetiyor ki her şeye olabilir gözüyle bakmalıyız. aksi halde bir masum kişi hapse girebilir yada suçlu olan serbest bırakılabilir.. yazımı hocamızın bu konudaki çok anlamlı bir sözüyle bitiriyorum: “aşkta ve tıpta, asla ve daima yoktur.”

Themis on Mayıs 14th, 2009 | File Under Themis | No Comments -

açılış konuşması

yazabileceğime olan inancı ile beni ikna eden, sahip olduğum harika insana.. teşekkürler bana inandığın için..

Themis on Mayıs 12th, 2009 | File Under Themis | No Comments -