tıkırında

ehe ehe.. galatasaray üniversitesi’nde kamu hukuku bölümünde yüksek lisansa başvurdum ve kabul edildim:) artık yoluna giriyor her şey galiba. ağustostan beridir kafam hiç bu kadar rahat ve gelecek planlarım bu kadar net olmamıştı. hep diken üstündeydim; yeni mezun olmanın verdiği acemilik, 4 yılda hukuk bitirip yine de bir şey bilmediğini sanmak, güvensizlik, adım atarken bu olmazsa diye b planı (hatta c ve d planı) yapmak… o kadar yormuş ki bunlar beni şimdi rayına girince bir şeyler daha mutluyum:) okul, iş, aşk, ev, aile… her şeyle ilgili güzel planlarım var, bunların da sorunsuz işlemesini umuyorum..

bu arada stajım şu aşamalardan geçti: ağır ceza mahkemesi stajımdan sonra (1 ay) asliye cezadaki başladı (15 gün), sonra sulh ceza (15 gün), sonra sulh hukuk (15 gün) bitti. şimdi 1.5 aylık bir staj var, onda da asliye ticaret mahkemesini seçtim.daha dün başladı ticaretteki stajım. o da bitince 1 aylık icra stajım var ve böylelikle ilk 6 aylık kısmı tamamlamış olacağım. ikinci 6 ayımız bir hukuk bürosunda çalışarak geçecek (halihazırda çalışıyorum da, o zaman baroya bildirmiş olacağım işi). ikinci 6 ayda bitirme tezi diye bir tez de hazırlanacak baroya sunulmak üzere. ve 1 yılın sonunda av. stajımı bitirdiğim için gerekli evrakları toplayınca, gerekli paralarını yatırınca avukat unvanını alacağım.

bana da bu yazıyı okuyan sana da BAŞARILI ve huzurlu bir hayat diliyorum..

Themis on Şubat 4th, 2010 | File Under Themis | No Comments -

2 yaş kız çocuğu

bizzat yeğenimle 0-2 yaş arası çocuk bakımını öğrendim. bebeklikten 2 yaşa kadarki tüm aşamaları biliyorum artık. yemeğinden, bezinden, kıyafetinden, oyuncak seçimden hatta bedensel ve zihinsel gelişiminden de haberdarım. aslında o kadar çabuk büyüyorlar ki.. yeğenimin boyunun uzadığını uyumak için ayağımdaki yastığa yatırdığımda daha net anlıyorum artık ayakları karnıma değiyor:) yada işe giden annesinin peşinden artık ağlamıyor da annesine el sallayıp “deyee anne ditti.” diyip bilgi veriyor bana (deye: teyze). ne çabuk büyüyorsunuz yahu..

bir de kız çocuğu şımarmayı daha iyi biliyor galiba, numara yapmayı, kendini sevdirmeyi daha iyi kıvırıyor bence. kızdığımız zaman gülerek o şeye devam ediyor bizimki, yada “hayır nida yapma” diyince inadıma gidip yasak başka bir şeyi elliyor ve gözümün içine bakıyor aynı anda.. ne kadar hayranım şu çocukların zekasına anlatamam. sen ben şuan mantıklı düşünüp cümle kurabiliyoruz ama hayata sıfırdan gelip öğrenen bir canlı bu ve her gün yenilik ekliyor o beyne ve hafızaya kaydediyor. mükemmel bir doğamız var gerçekten. 5 yaşına kadar öğrendiğimiz bilgi hayatımızın geri kalanında öğrendiğimizden çok daha fazla diye okumuştum bir yerde. çok mantıklı değil mi?

2 yaşındaki kız çocuğuna gelelim.. kıyafetlerini artık kendisi çıkarabiliyor, tam düzgün yapamasa da giyebiliyor da. ailedeki kişileri, akrabaları, komşuları,arkadaşlarını tanıyor. sevmediğini, yapmak istemediğini çok net belli ediyor. kitaplardaki nesneleri öğreniyor, sayıları öğreniyor ve hatta ingilizce “va, du, dri, fo” diyebiliyor:) ayrıca çevremden en net duyduklarımdan biri de “kendi kendime yaparım” tripleri var bu çocukların. kendim yerim, kendim giyerim, kendim taşırım sehpayı, kendim su içerim.. her şeyi yardımınızı reddederek yapmak çabasındalar. yemek kısmı çok temiz geçmiyor tabi bu” kendi” olmaların.

aslında bir de çağımızın engellenemez durumu var ortada televizyon ve bilgisayarlar.. benim annem bilgisayarla 40 yaşında tanıştı. ablam üniversitede, ben ortaokulda, bir kuzenim ilkokulda, nida ise 1 yaşında. en tehlikelisi nida için elbette. çünkü 4 yaşına gelince (belki de daha erken) internetten oyun oynamak isteyecek şu meşhur oyun sitelerinden. ve kendine ait bilgisayar isteyecek odasında, oyun oynarken kafayı yiyecek belki de. inanın çok korkuyorum bunları düşündükçe. aileye düşüyor tüm görev. anne baba limitini koymak zorunda her şeyin. yemek zamanı masada oturulacak, oyun zamanı odada gibi.. ama yemeği bilgisayar başında istiyorum derse işte sınırlama orada olmalı. neyse bu arada bunları söylemek kolay da uygulamak mı zor diyorum bazen. ben de aman yesin de nerede yerse yesin diyip her istediğine evet mi diyeceğim çocuğumun? yada yeter ki ağlamasın diyip her istediğini verecek miyim eline? yok yaa yapamam ben galiba.. çiçi’yi duyar gibiyim: ” yok canım sen uygularsın kurallarını kesin” :) uygularım dimi çiçi? çocuk yapmak işin en kolayı sanırım (tabi sağlık açısından engeli olmayanlar için konuşuyorum, aksi halde bir çocuk sahibi olmak en zor kısmı olabiliyor). asıl iş de yetiştirmesinde. onun terbiyesini ve eğitimini verebilmekte. sırf çocuğuma zaman ayırıp onu düzgün yetiştirmek için işime ara vermeyi düşünürüm ben.

bir de çocuk yetiştirmede baba boyutu var. babalar hamilelikten doğuma kadar çok heyecanlı olurlar. henüz baba olmanın anlamını çözemezler, doğum anında “allah’ım hiç bir şey yapamıyorum ne kadar gereksizim şuanda” diye düşünürler. çocuk doğunca da “baba” kelimesinin asıl manasını hissederler. anneliğin kutsallığı tartışılmıyor ama babaların da hakkını yememek lazım;)

anne yada babadan biri çocuk yetiştirmede başarılı olamıyorsa, beceremiyorsa bunu kabullenmeli ve diğerinden yardım istemelidir. yada ikisi de başaramıyorsa 3. kişiden yardım alınmalı. örneğin bir baba çocuğun oyun saatini verimli geçiremiyorsa onunla, sadece ona “bugün resim yapacağız” diyip çocuğu belki de sıkarak eğlence yerine ona eziyet gibi zaman geçirtmemeli, eğer böyle ise müdahale edilip anne yada birisi tarafından yanlış yaptığı aslında çocuğa resim yerine çocuğun seçtiği bir oyunu oynatmalı. yada bir anne yemek yediremiyorsa çocuğa, direniyorsa sürekli ağlıyorsa çocuk, baba girmeli devreye ve oyun gibi masal gibi şeylerle çocuğun yemek saatinde yardımcı olmalı anneye. işte tüm aşamaların tek gerekeni “sabır”.. daha yeni doğduğunda gece uyanmalarından, bilinçli birey olup hata yaptığı her ana kadar sabırlı olmalı aile. sabredip yanlışa göz yummak değil kastım, doğruyu öğretmedeki sabır bu dediğim. çünkü küçükken sevgi görmeyip sabırsızlık sonucu bağırılarak, hatta dövülerek yetişen çocukta o kadar ciddi zedeler oluyor ki farkedemesek de, sonradan yetişkin olduğunda bilinçaltı oluşmuş oluyor o kişinin ta çocukken. mesela çocuğa “yapma kızım, hayır” demek yerine “yeter artık yapma kızım off” diye bağırınca (çocuk anlasın yada anlamasın) hem ebeveynin sinir hücreleri zedeleniyor hem de çocuğun bilinçaltı. çok uzun sürer bu yazı sıkmayayım en iyisi.. prof. gibi konuştum sanmayın sadece 2 yılda öğrendiğim şeyleri anlattım. anlattıklarımın hepsini yaşadım sanmayın duyduklarım da oldu.

kısaca ilk 2 yıldaki süreçten bahsedersek çocuğun büyük bir sabırla büyütülmesi gerekiyor ve her adımında onu kollamak gerekiyor. her iki anlamada bu kollamak. yani hem ya düşerse diye  hem de bakayım masaya götür dediğim şeyi götürebiliyor mu diye peşinden gitmeliyiz.

çocuklar çok değerlidir hayatlarımızda ve çok sevimli varlıklardır. onlara ne el kalkabilir, ne de ses yükselebilir. bunları yapmadan önce pişman olacağınızı unutmayın ve lütfen sabırla yaklaşın çocuklara.. anlamıyorsa anlatın yanlışını, anlamayacak kadar küçükse zaten hata tamamen sizde demektir. çünkü o daha bir çocuk..

Themis on Ocak 18th, 2010 | File Under Themis | 2 Comments -

uyku yetmezliği

akşamlar niye yetmiyo hiç bir şeye?? ve sabahlar niye bu kadar çabuk oluyor??

 ”bir sana bir de sabah uykusuna hasretim” lafını şimdi anlar oldum, kamyoncu amca çok haklıymışsın bea! 

Themis on Aralık 29th, 2009 | File Under Themis | No Comments -

enee çalışmaya başladım:)

dün itibariyle iş hayatına girmiş bulunuyorum. 16 yıllık öğrenci hayatım artık bitti diyebilirim (yüksek lisansı saymazsak şuan). okul bitsin hayata atılın bir, görün siz zorluğu, geçim sıkıntısını, diyen büyüklerime şuanda hak veremiyorum:)  çok şükür 2 günlük tecrübelerimden bir sıkıntım yok:))

uzun zaman yazamamamın nedeni şu ales ve kpds’nin başıma bela olmalarıydı. hemen ardından adli yargı sınavı çıktı, ondan da sonra işe girdim. bir büroda avukat yanında çalışıyorum. bu arada hala ales ve kpds açıklanmadı. gerçi aciliyeti yok, açıklanmasınlar zaten. çünkü bizim okul 2. dönem için yüksek lisans programı açmıyormuş. dilekçeme çok üzgün bir cevapla bildirdiler bunu bana. adli yargıdan da zaten ümidim yok, insan çalışmayınca ümitsiz olması da çok normal galiba:) ama cevaplardan hatırladığım kadarıyla 45-50 arası bir şeyler alıyorum hiç çalışmadığım haliyle.  ankaraya gidip geldim bu sınav vesilesiyle de ve ilk kez gitmiş oldum. ankara’yı ayrıca bir yazıda anlatmak istiyorum. hiç hoşuma gitmedi o şehir. 

istanbul’a döndüm pazar günü ve pazartesi herkese ilk iş günüdür ya benim de gerçekten İLK iş günümdü:) çünkü ben hayatımda ilk defa çalışıyorum. avukatlarımız karı-koca ve çok samimi davranıyorlar. bir stajyer daha var bir de sekreterimiz yani 5 kişiyiz büroda. dün ilk günümdü diye pek bir şey yaptırmadılar desem koca bir yalan olur. çünkü büyük bir iş almışlar direkt balıklama daldım işe:) tabi önce fax ve fotokopiyi, dosyalar nerde, icralar nerde, odam nerde;) bunları öğrendim.

bu arada evet bir odam var:) ben bi masaya sıvışırım diye umarken bildiğin oda verdiler bana da. hatta masam da büyük ve koltuk falan da var. biraz üşüdüm 2 günde ama benim ince giyinmemden de olabilir yada kombinin ısısı henüz bana yanaşmadı.

yaptığım şeyleri öğrenmek ve unutmamak için dikkatle takip ediyorum. şunu yaz diyolar belki ama ne yazıyorum, bunun içeriği nedir diye de bir bakıyorum. ilk günden icra takibi başlattım ve ödeme emri gönderdim:) işi iyi bilen aman çok zor da sanki öğrendiğiyle hava atıyor diyebilir ama ben hiç bilmediğim için ilk günden bunu yapmak gururlandırdı beni. vaay yaptım işte dedim:)

stajımdan bahsedersek biraz şuan 2.ayımdayım. ilk 15 gün genel soruşturma bürosundaydım, sonraki 15 gün 11.vergideydim. yaklaşık 20 gündür de 7.ağır cezadayım.10 gün sonra da ağır ceza bitecek. gerçi ağır ceza hiç bitmesin istiyorum çünkü davalar çok eğlenceli:) evet insanlar hapse giriyor belki bu davalar sonunda ama olaylar ve şahıslar bazen komik oluyor. en güzeli de aralarda stajyerlerin dışarı çıkmaması:) tartışmaları da izlemiş oluyoruz ve hakimlerin aralarındaki sohbeti de dinleyip olayı daha iyi kavrıyoruz. bir yazımda da ağır cezada gördüğüm duruşmalardan örnekler vermeyi düşünüyorum.

5 dk. sonra işten çıkacağım için son vereyim bu yazıya.bundan sonra fırsat buldukça böyle boş olduğum zamanlarda yazmaya devam edeceğim. çünkü özledim yazmayı:)

kalın sağlıcakla..

Themis on Aralık 8th, 2009 | File Under Themis | 3 Comments -

stj.av.

1 haftalık stajyer avukatım:)

Themis on Ekim 21st, 2009 | File Under Themis | 3 Comments -

cheap trick-voices

you didnt know what you were looking for
till you heard the voices in your ear.

hey, its me again.
plain, you see again.
please, can i see you every day?
im a fool again.
i fell in love with you again.
please, can i see you every day?

words dont come out right.
ı tried to say it, oh, so right.
ı hope you understand my meaning.
hey, its me again.
ım so in love with you again.
please, can ı see you every day?

you didnt know what you were looking for
till you heard the voices in your ear.
you didnt know what you were looking for
till you heard the voices in your ear.

ı remember every word you said. (word you said.)
ı remember voices in my head. (in my head.)
ı remember every word you said. (word you said.)

your voices. (ı)
cool voices. (hear)
warm voices. (your)
ıt was just what ı needed to. (voice.)

cool voices. (words)
warm voices. (dont)
your voices. (seem)
but its just what ı needed for. (right.)

warm voices. (love)
your voices. (is)
cool voices. (the)
ıt was just what ı needed to. (word.)

your voices. (ı)
cool voices. (hear)
warm voices. (your)
ıt was just what ı needed to. (voice.)
just what ı needed to, just what ı needed to,
just what ı needed.

you didnt know what you were looking for
till you heard the voices in your ear.
you didnt know what you were looking for
till you heard the voices in your ear.

http://fizy.com/s/15gyqu

Themis on Ekim 14th, 2009 | File Under Themis | No Comments -

duygu boşalımı

FIRFIR FIRAT:
ya enıs super tatlı ya
cok sevıyorum
Oya:
evlen lan o zmn bu kdr sewdiysen
FIRFIR FIRAT:
ya dana
Oya:
:)
FIRFIR FIRAT:
samımı bısey dedık
Oya:
annadım olum ya
ben de gerçekten çok sewiyorum ya
fırat geyik meyik yapıyoz bi kenara ama
hakkaten evleniceem adam şööle olsun dediim herşey var eniste
yakışıklı da daha ne istiyim ya
huyu da tipi de herşeyiyle sewiyorum onu
aşk geçer sevgi kalır diyolar ya
3buçuk yıl oldu bence yalan o laf
sevgi baştan beri hep vardır
hala enisle buluşcaam zmnlarda heyecanlandığım oluyo
beğensin die ekstra güzel olmaya çalıştığım yada bi sıkıntısı varsa çözümü ben bulmak istiyorum
ailesini de tanıyoum onalr da beni tanıyo artık
çok iyi insanlar onlar da
düşünüyorum da valla maşallah yani çok uç bi sorun çıkmazsa ömrümü onla geçirmek istiyorum ben ya
yaşlanınca bile taksimde onun kolunda gezmek istiyorum
otobüsten onu kestiğimi anlatmak isterim çocuklarıma:)
neyse çok gergin ve duygual bir anda söyledin bu lafı döküldüm ben de

Oya (23:20):
çok mu konuştum ya nie çıktın
FIRFIR FIRAT:
yok ya net koptu
keske o konusmaları bloguna yazsaydın
Oya:
yazim mi?
ciddimisin yani yoksa dalga mı geçtin
FIRFIR FIRAT:
yaz cok ıcten dı
Oya:
tmm yazıyorum

(teşekkürler fırat)

Themis on Ekim 10th, 2009 | File Under Themis | No Comments -

bir sözün çoşkusuyla dönüyorum hayata

okulda defterime, sirama ağaçlara, yazarım adını
okunmuş yapraklara, bembeyaz sayfalara yazarım adını
yaldızlı imgelere, toplara tüfeklere, kralların tacına
en güzel gecelere, günün ak ekmeğine, yazarım adını
tarlalara ve ufka, kuşların kanadına, gölgede değirmene yazarim
uyanmış patikaya, serilip giden yola, hınca hınç meydanlara adını
EY ÖZGÜRLÜK
Themis on Ekim 1st, 2009 | File Under Themis | No Comments -

çözemiyorum seni, çözül git artık

sanırım farkında olmadığım bir sınav içindeyim.. hayatın türlü tatsızlıklarıyla nasıl başa çıkacağım konusunda sabır testi olmalı bu. bayadır hep aynı kişiyle deniyor beni, hiç değişmeyen bir soru o benim için, ama çözemiyorum da. bunun yanında kişiler ve durumlar değişse de o kişi var hayatımda çözemediğim ama en büyük düğümüm olan..

Themis on Eylül 20th, 2009 | File Under Themis | No Comments -

ada kitap’ın köşesi

bugün büyük gündü benim için.. sonunda 15 gündür koşturduğum evrak toplama işlerim bitti. son olarak avukatların da imzasını alarak taksim-kocamustafapaşa otobusüne bindim yusufpaşa’dan. artık sorun çıkmadan teslim etmek istiyordum o dosyayı. korkuyordum yolda başına bir şey gelirse diye, dosyayı kalbimin üstüne yapıştırarak taşıyordum. trt’nin orada inip başladım yürümeye baroya doğru. aslında o kalabalığı hissettim içimde o anda. ben bir hedefe giderken etrafımda da hedefsiz insan çoktu. ve özlemiştim bu çok çeşnili kalabalığı.. iki kız gördüm, iki tiki de diyebiliriz, biri biraz öne geçip diğerine fotoğraf çekti istiklal’de. poz veren başı hafif öne eğik objektife bakarak poz verdi. çok komik göründüler o an bana, kıkırdadım kendi kendime:) çünkü düşündüm de bu akşam poz verenin facebook’una girsem bu pozu göreceğimi biliyorum.

aşağı doğru yürüdüm ve baronun sokağına girdim. acemilik işte, staj eğitim merkezi’ne girdim ve “staj evraklarımı getirdim ben” dedim. “ilk evrak teslimi mi bunlar” dedi beyefendi, “evet” dedim. “o zaman baroya gidin 212′ye teslim edin” dedi. teşekkür edip çıktık evraklarım ve ben. baro zaten bitişikteki koca bina. baroya girdim, girişte 212 kaçıncı kat diye sordum, “2″ dedi adam. hoop asansör zemindeymiş zaten, bindik heyecanım ve ben asansöre. yukarı çıkarken aynadan otobüste uçuşan saçlarımı dindirmeye çalıştım biraz. kat:2 . indim ve uzuuuuunca bi koridora çıktım. kapılara baka baka 212′yi buldum. önce kayıt lazımmış 202 ve 204′e uğramam gerektiğini söyledi bayan. geri döndüm koridordan 202′ye girdim, “ben stajımı başlatacağım da önce kayıt gerekiyormuş” dedim. “istem kağıdınızı alayım” dedi az öncekinden daha az gülümseyen bir bayan. istem kağıtlarımdan birine bir kaşe bastı, hoop 204′e. 2 kapı yanı zaten. girdim içeri, 6 liracık istediler, buyrun feda olsun liralarım size dedim. faturayı da aldım, hoop tekrar 212′ye. bu kez başka bayan gelmiş ona gittim odada. “hepsini ver evraklarının” dedi. artık ayrılık vakti gelmişti.. özenle, günlerce koşuşturarak topladığım o caanım ikametgah senedine, bir o kadar caaanım geçici diplomama, ve caanım takdim kağıtlarıma ve tüm diğerlerine uzun ve sessiz bir veda ettim.. yalan tabi bunlar:) hemen verdim dosyadaki tüm kağıtları, artık bitsindi bu iş. tatlı güzel genç bayan masa takviminden 15 gün saymaya başladı, bayramdan sonrasını hesaplayarak ekim’in 8′ini buldu takvimden. 15 gün asılacağım baroda ve itirazı olan var mı efendim, şu kız stajyerimiz olacak bakın diyecekler. ben de bilgiç fotomla o yazıyı okuyana gülüyor olacağım kağıdın sağ üst köşesinden. sonra mektubu almaya geleceğim günü söyledi ve küçücük bir kağıdı alıp çıktık odadan hafiflemiş ruhum ve ben.

yürüdüm asansöre doğru ama binmedim. çünkü enerji doldu bir an tüm vücudum, merdivene yöneldim hemen, pıtı pıtı pıtı pıtı indim merdivenden. çıkarken de baronun aylık dergisinden aldım karıştırırım evde diye. ve adımımı attım istiklale.. işte o an!!! hayatımda hiç unutmayacağım anlardan biri oldu. solumdan sağıma bir akış var cadde kalabalık, ada kitap’ta kahve yudumlayıp sohbet eden şık insanlar var. istiklal’e bakıyorum boş boş, adım atamıyorum.. sanki buradan çıkıp şimdi şu işi yapacağım sonra şunu gibi bir planım olmalıydı. ama yoktu. başladım gülümsemeye kendi kendime, sonra kikirdedim, baktım ağzımı toplayamıyorum baya baya gülüyorum sokakta:)) oturdum adanın tam baroya girilen taraftaki köşesine (duvar hatta) çantamdan telimi buldum. güya tele bakıyorum ki ona gülüyorum sansın gören:)))) ama içimden birine zıplayarak sarılmak ve “allllaaaaaaahhhıımm bitti bu da, verdim işteee” diyesim var.. biraz güldükten sonra topladım kendimi ve sağa döndüm tünele doğru yürümeye başladım.. ya ada’dan yada yanındaki bir müzik marketten yabancı ve hayat dolu bir şarkı duydum. sabah dinleyip de güne güzel başlatacak türden bir şarkıydı. adımlarım tam şarkının ritminde gitmeye başladı ve sanki o an arkamdan kamera uzaklaşacak, gittikçe uzaklaşarak istiklal’i gösterecek tepeden bakışla ve müziğin sesi artacak, “the end” yazacak ekrana.. hangi filmin karesindeyim ben dedim bir an. çünkü yabancı ve mutlu sonla biten bir filmin son karesi gibiydim. işte bak kız acı çekti ama hedefine ulaştı, laaalalalalalaaa.. süper bir andı bu işte..! uzaklaştıkça ses azaldı ve tekrar istiklal’de olduğumu farkettim.

tam tünelin girişindeki dergici amcadan bir güncel hukuk aldım. adam o kadar sevimli ki sanki beni çok iyi tanıyan bir aile dostu gibi gülümsedi bana. acaba çok mu mutluyum da bu adama da yansıttım yoksa bu amca hep böyle sıcak mı diye düşündüm. verdim bir kaç liracığımı amcaya ve bindim tünele. sonra paşa paşa eve geldim işte ve paylaşamadığım, içimde kaldığı için bu mutluluk yazmak istedim. kim okur bu yazdıklarımı benden başka bilmiyorum ama ben sadece paylaşmak istediğim anlardan olduğu için yazmak istedim. ve kapanış cümlesi: şu an çok mutluyum.. :))         (the end)

Themis on Eylül 16th, 2009 | File Under Themis | 4 Comments -